Your address will show here +12 34 56 78
#tasarım, UI/UX

UI Tasarımında Tipografi

Tipografinin, UI tasarımında zor kısımlardan biri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Tipografi çok uzun süredir hayatımızda varolan bir şey, bu yüzden çok fazla varyasyon, çok fazla uygulama çeşidi ve çok fazla kural var. Bu yazıda, uzun uzun teorik bilgiler vermektense, daha pratiğe yönelik bilgiler ve projelerinizde kullanabileceğiniz birkaç ipucu vereceğim.

Kullanıcıyı Unutmuyoruz

UI tasarımında daha önce de skça belirttiğim gibi en önemli şey kullanıcı. O yüzden UI namına bir proje yapıyorsanız her zamanki gibi burada da kullanıcıyı unutmamalısınız. Özellikle tipografi gibi çözünürlükle yakından ilişkili bir konuda, kullanıcıları göz ardı etmek ölümcül bir hatadır. Unutmayın ki dünya üzerinde sadece çok iyi monitörler, çok iyi mobil cihazlar yok. Herkes en son teknoloji ürünü cihazlar kullanarak, arayüzünüzle minimum 2K çözünürlükte etkileşime girmiyorlar. Hal böyle olunca arayüzünüzü yalnızca retina ekranlarda mükemmel görünecek şekilde yaparsanız, diğer ekranlarda projeniz amiyane tabirle patlayacaktır. O sebepten seçeceğiniz yazı tipleri olabildiğince esnek olmalılar. Fazlaca ağırlık (font weight), özel karakterler içeren bir font kullanmalısınız ve bunu yaparken de çok geniş bir cihaz perspektifinde görüntüleneceğini unutmamalısınız.
İyi bir tipografi “görünmez”dir; ama kötü yapılmış bir tipografi “ben buradayım!!!” diye bağırır. Halka’daki kız gibi ekrandan çıkıp, kullanıcının gözüne gözüne girer.

Okunabilirlik

Tipografide, haliyle, en önemli şey budur. Okunabilirlik, yazı tipindeki her bir harfin, diğer harflerden ne kadar kolay ayırt edilebilmesi ile ölçülebilir. Düşününce tüm yazı tipleri okunabilirliği yüksek olsun diye yapılmıştır sanılsa da aslında öyle bir durum da söz konusu değildir. İnternet, okuması dünyanın en zor yazı tipleri ile dolu. Hatta bazen sırf kolay okunamasın diye oluşturulmuş yazı tipleri bile var. Örnek vermek gerekirse “büyük I” ve “küçük l” harfleri, her ekran boyutunda ve font büyüklüğünde dahi birbirlerine karışmıyorsa o yazı tipi okunabilirliği yüksek bir yazı tipidir.

Büyük Harf Yüksekliği

Okuduğumuz metinlerde harflerin çok çok büyük bir kısmı küçük harflerden oluşuyor. Gel gelelim yalnızca küçük harfler de kullanmıyoruz. Büyük harf kullanımlarından sonra gelen küçük harfler yazı tipinin okunabilirliğini doğrudan etkiler. ui tasarımında tipografi Yukarıdaki görselde görüldüğü üzere büyük ve küçük harfler arasındaki yükseklik oranı fazla olan versiyonda okunurluk daha iyi.

Harf içi boşluklar

“o”, “u”, “d”, “b” gibi bazı harflerin içinde boşluklar vardır. Bu boşluklar özellikle çözünürlüğü düşük olan cihazlarda yanlış görünebilir. Aslında “u” yazıyor; fakat ekran çözünürlüğünün kötü olması “o” olarak algılamamıza sebep olabilir. Harf içi boşlukları fazla olan yazı tipi kullanmanız daha iyi olacaktır. ui tasarımında tipografi

Ağırlık

Ağırlığı (font-weight ya da amiyane tabirle et kalınlığı) düşük olan yazı tipleri, kalın olanlara nazaran daha iyi görünürlük sağlarlar. Özellikle harf içi boşlukları fazladır. ui tasarımında tipografi Bu bölümü burada bitiriyorum; ama tipografiyle ilgili söyleyeceklerim henüz bitmedi. Devam edecek!

0

#işler, #olaylar, #tasarım
Neredeyse her gün bir tecavüz, kadına ve çocuğa şiddet, taciz haberi ile karşılaşıyoruz. Hatta toplumdaki bilinç düzeyi arttıkça (ya da sinir düzeyi) artık bu haberler iyiden iyiye gözümüze batar hale geldi. En kötüsü de iyi hal indirimi. Yaptıklarının ne kadar sapkınca olduklarından bahsetmek istemiyorum. Bir çoğu midemi bulandırıyor, herkesinki gibi. Bu sapkın insanların mahkemeye çıktıklarında birer meleğe dönüşmeleri ve iyi hal indiriminden faydalanmalarına anlam veremiyor kimse. Aşağıdaki beş görsel, Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde boynu bükük durarak, namaza başlayarak ve bilimum yalan dolana başvurarak indirim alan tacizci, tecavüzcü, kadın ve çocuk katili canilerin “halleri” ve “iyi hal”leridir… Açıklama ve Teşekkür; Son iki gündür neredeyse her yerde karşıma çıkan bu çalışmam sebebiyle, tanıdığım tanımadığım insanlardan çok güzel mesajlar aldım. Çok büyük haber ve içerik sitelerinde paylaşıldığını gördüm çalışmamın. Yine tekrar edeyim; keşke olmasalardı ben de yapamasaydım böyle bir şey.   iyi hal iyi hal iyi hal iyi hal iyi hal iyi hal iyi hal
0

#makale
Uzun süredir reklam sektörünün içinde olan biriyim. Profesyonel olarak bu işi yapmaya başlamamsa (yani bundan gerçek anlamda para kazanmaya başlamamdan bahsediyorum) 3 yıl falan oluyor. Ondan öncesi ya eğlencesine bir şeyler yaparak ya da amiyane tabirle sigara parasına iş yaparak geçiyordu. O amatör zamanları özlüyorum, çünkü aşırı derecede özgür olabiliyorsun, revize almıyorsun, alsan da zaten şunu da yazalım seviyesinde oluyor. En önemlisi de iş yaptığın müşteri tarafında ve ajansta bir beyaz yakalı yok! Bugüne kadar çalıştığım firmalarla, iletişimde olduğum tüm marka müdürleri/yöneticileri/sorumluları ve (en havalı şekilde söylemeniz gerekiyor bunu) ajans başkanları her zaman aynı şeyleri yaptılar. İster bakkal olsun, ister çok uluslu şirket, eğer müşteri ve ajans tarafında bir “marka bilmemnesi” ve ajans başkanı varsa anlayın ki işiniz zor! Önceden de bu konuya değinmiştim zaten. Beyaz yakalı insan, ajansların en büyük düşmanıdır. Hepsi öyle değildir belki; fakat gerek deneyimlerim gerekse sektördeki insanlardan duyduklarımdan sonra çıkan sonuç bu. Kendi yaşadığım bir örneği anlatmak istiyorum; X markası için bir dergi ilanı hazırlanacak. İlanın ilk hali hazırlanıp Marka Bilmemnesi’ne yollandı. İlan, markanın kurumsal kimliğine uygun, her şey yerli yerinde ve oranlı, tipografi güzel, ürünler ön planda, slogan etkili… Onaylanmaması için hiçbir sebep yok. Fakat Marka Bilmemnesi’nin gönderdiği “Çok güzel olmuş; ama birkaç değişiklik istiyoruz…” ile başlayan maili sonrasında bir dizi değişiklikle beraber ürünü de değiştirdik ve yolladık. Ertesi gün şirket ortaklarının birinden toplu bir mail aldık. “İlan hazırlarken X markasının tasarımları A kişisinden geçsin. Yanlış ürün kullanılıyor!” Beyaz Yakalı Marka Bilmemnesi, kendi değiştirttiği ürünün yanlış olduğu anlaşılınca, kafadan kendi şirket yöneticisine şikayette bulunuyor ajans hakkında. Şirket yöneticisi de ajans başkanını arayıp “doğru iş yapmayacaksanız bırakırız” diyor. İlanı yapan kim? Ben. Ajans başkanı da gelip tabi yanlış yapıldığı için bana parlıyor. Mail arşivini açıp revizyonu gösteriyorum, bu örnekteki o üç beyaz yakalı da sus pus oluyor. beyaz yakalı Marka Bilmemnesi’nin aklında ne geçiyordu anlamıyorum. Anlık olarak durumu kurtardığını düşünüyor olabilir; fakat başkasına yıkmak işi? 10 saniyede çözülebilecek bir işin iki şirket arasında anlaşmanın bozulmasına sebebiyet verme ihtimali? Bunlar hep soru işareti. Nedenini hala daha bilmiyorum bu olayın; fakat asıl dikkat çekmek istediğim, hikayedeki üç beyaz yakalının da problemi çözmek yerine daha büyümesini sağlaması. Bu neredeyse hep böyle oldu. Çevremdeki beyaz yakalı arkadaşlarımda duyduklarım da hep bu yönde. Birkaç beyaz yakalı bir araya gelince kaos oluşuyor! Herkes astından/üstünden rahatsız. Herkes birbirini işleri yokuşa sürmekle suçluyor. Hırs ve aç gözlülük arşa ulaşmış durumda. Fikir ve proje hırsızlığı, ispiyon, kuyu kazma artık sıradan şeyler halini almış. Dürüstlük artık o kadar da büyük bir erdem değil! Demek ki bir problem var! Bunu ben burada derinlemesine analiz edebilecek bilgiye sahip değilim. Çünkü amiyane tabirle bir plaza çocuğu değilim. Ben yalnızca beyaz yakalıların bizim sektöre etkisini anlatabilirim; fakat tahmin ettiğim şeyler var tabi. Gel gelelim bunları burada uzun uzadıya anlatarak “sosyolojik tespit kasmak” gibi bir niyetim yok. Sektör ve Beyaz Yakalı ilişkisini anlatacağım bir dizi yazının ilk bölümünü burada sonlandırıyorum. İkinci bölüm olan “Beyaz Yakalılar Ne Zaman Reklamcı Oldu?” yakında yayınlanacak.
1

#iyiiş
Havacılık sektörüyle ilgilenen biri değilimdir. Yani o kadar ağır şeylerin uçabiliyor olmaları bile beni çok enterese etmiyor açıkçsası. (Arabaların uçamıyor olmalarına ise sinir oluyorum. Yıl 2015 be kardeşim!) Benim ilgilendiğim şeyler fikirler ve fikirlere yerçekimi işlemez! Fransız düşük ücretli (low budget yani) havayolu firması Transavia yeni bir işe kalkışmış. İsmi #SnackHolidays. Ben çok beğendim. Fikir temiz, iş temiz ve kolay. Anlamak için kendini yormuyorsun -ki havayolunun yapmak istediği de tam olarak bu zaten. Marketten cips alır gibi uçak bileti al, hemen haftasonu git Barcelona’ya eğlen geri dön. Atıştırmalık haftasonu tatili gerçekten de. Snackholidays sistemi şöyle çalışıyor; Bakkala markete gidiyorsun. Üzerinde farklı şehirler olan farklı farklı ürünlerden istediğini alıyosun. Pakettekileri yedin içinden kod çıktı, paketin üstündeki QR kodu okutup kodu giriyorsun ve 35 Euro’ya bileti alyorsun. Hiç uğraşmıyorsun bile! (Adamlar öyle diyor en azından bilemiyoruz kullanmadığımız için.) Bu kampanyada Carrefour ve Selecta gibi Fransa’nın devleriyle iş birliğine gitmişler. (Burada reklam veren Fransa’nın havayolu deviyiz demek istemiş.) Bu arada Tranavia’nın kurumsal kimliği de çok hoşuma gitti. Havayolu şirketi ağırlığından uzak, daha materyal, daha bizden, daha candan! (Nasıl oluyorsa artık.) İyi seyirler;
0

#iyiiş
Uzun zamandır, kişisel olarak da profesyonel olarak da, Volvo’nun yaptığı işleri takip ediyorum. Çünkü gerçekten çok güzel işler yapıyolar. “Live Test” adını verdikleri seri zaten yıllardır devam ediyor. Her yeni testte daha da keyifleniyorum. Bugüne kadar bir hamster’a tır kullandırttılar, tırdan tıra geçiş yaptılar, başkanlarını vince astıkları tırın üstüne çıkarttılar…Epic Split” olayını zaten bilmeyen yok! Şimdi şöyle bir şey var ki; bu adamlar bunları yaparken hile falan kullanmıyorlar. (En azından öyle diyorlar.) Böyle hilesiz işleri de ancak ürününe güvenen firma yapar da, arkadaş bu nasıl bir güven? Adamlar resmen ego tatmin ediyor, düşman çatlatıyor! Her yeni testte daha da çığırlarından çıkıyorlar resmen. En yeni testleri de, uzaktan kumanda yerleştirdikleri yeni tırlarını 4 yaşında bir kız çocuğuna sürdürüyorlar; ama ne sürmek!
0

#işler
Hemen sağ tarafta “Günün Görseli” diye bir şey farketmişsinizdir. Hakkaten de içinde bulunduğu günü anlatan bir görsel olduğundan gerçek anlamda bir “Günün Görseli” bölümü oldu bu haliyle. İşte başladığımın birinci haftasında, bu hafta boyunca paylaştığım görselleri, hafta bitişinde bir araya getirdim. (cool version: compilation) iyi seyirler.   selçuk avcı
selçuk avcı
gunler_3
selçuk avcı
selçuk avcı
selçuk avcı
selçuk avcı
0

#kötüiş, #makale
Sorduğumuz soru çok açık; Reklam yanlış yapılabilir mi? Üstüne bu kadar kafa patlatılan, uğraşılan, alternatifler arasından ince eleyip sık dokunarak seçilen bir iş yanlış olabilir mi? Cevabı açık: Evet! Reklam dediğin tabi ki insanların ilgisini çekecek, onları ikinci defa baktırtacak, işin sonunda da sizin istediğiniz ürünü istemesini sağlayacak. Her reklam veren de bunları bildiği(?) için, daha doğrusu para harcadığı için, reklam ses getirsin, her yerde konuşulsun, bakınca şööööyle bir gururlansın, verdiği paraya değsin istiyor. Buna söyleyecek sözüm yok. Sorun şu ki; reklamveren için reklamın içeriği o kadar da önemli olmuyor. Üstüne düşünmüyor. Bugüne kadar çalıştığım tüm reklam verenlerin neredeyse tamamı slogan vurucu olsun da ne olursa olsun diye bakıyor. Bunu KOBİ’si de yapıyor büyük holdingi de! Hal böyle olunca ortaya, bazı zamanlar işte aşağıdaki gibi bir iş çıkıyor. yanlış reklam Uygulama iyi mi? İyi. Markaya uygun mu? Uygun Ses getirdi mi? Getirdi. Sosyal Medya’da yayıldı mı? Yayıldı. Fikir esprili mi? Esprili. Fakat!! Reklam dediğin öyle her coğrafyada aynı etkiyi yaratmıyor işte. Maden kazalarından canı çokça yanmış bir coğrafyada bu tarz reklamlar olsa da olmuyor.  
0

#olaylar
Google Fortunetelling   Her sorumuzu ilk sorduğumuz kişi Google bu sefer daha büyük şeyler düşünüyor. Tüm dünyayı ilgilendiren bir şey üzerinde çalışıyor olduklarını öğrendik. Google bu kez her gün kendimize sorduğumuz o sorunun cevabını vermenin peşinde! Tıklayın bir bakın sizin geleceğinizi söyleyebilecek mi? Cevabı merak ediyorsanız yukarıdaki Google görseline tıklayın.
0