Your address will show here +12 34 56 78
#ux

UX tasarımı ile ilgili en detay noktalarından biridir içeriklerde bölümlendirme. Peki bu bölümlendirmeyi nasıl yapacağız? Sonsuz kaydırma (infinite scrolling) mı yoksa sayfalama (pagination) şeklinde mi? İki tarzın da artıları ve eksilerini inceleyerek seçim yapmanızda yardımcı olmaya çalışacağım.


SONSUZ KAYDIRMA (INFINITE SCROLL)

Sonsuz kaydırma, içeriğin bölümleri arasında belirlenmiş bir bitiş çizgisi olmadan, sayfayı kaydırdıkça içeriğin diğer bölümlerin yüklenmesini sağlayan bir tekniktir. İçeriği okurken ya da görürken deneyim sekteye uğramaz, devamlı bir haldedir. Bu yönüyle cazip gelse de her içerik/site/uygulama için genel bir çözüm değildir.

Artı 1 – kullanıcı katılımı

Sonsuz kaydırma yöntemiyle, kullanıcıyı sayfanızda ya da uygulamanızda daha fazla kalmasını sağlayabilirsiniz. İçerikleri görüntülemek için sayfayı kaydırmaya devam etmesi de etkileşimi artıracaktır. Özellikle sosyal medya gibi bir içerik denizinde sonsuz kaydırma, içeriklerin yüklenmesini beklemeden etkileşime girmek için çok etkili bir yoldur.

Sonsuz kaydırma, kullanıcıların belirli bir şeyi aramadığı “keşif” odaklı sayfa ve uygulamalar için neredeyse bir zorunluluk sayılabilir. Sonsuz kaydırma ile keşfettiği içerikler sayesinde daha fazla zaman harcayacak ve etkileşiminizi artıracaktır.

Artı 2 – kaydırma tıklamadan iyidir.

Kaydırma, tıklama ya da dokunmadan daha iyi bir deneyim sunar. Fare tekerlekleri ya da dokunmatik ekranlar bu kaydırma işlemini çok hızlı hale getirdiler. Sürekli ve uzun bir içerik için sonsuz kaydırma, metni sayfalara ayırmaktan daha kullanışlıdır.

Artı 3 – kaydırma mobil cihazlar için daha iyidir.

Özellikle dokunmatik ekranlar sonrasında kaydırma hareketi çok daha kolay bir hal aldı. UX tasarımı işte bu yüzden daha da önemli hale geldi. Kullanıcılar sezgisel olarak içerikle etkileşime geçmeye başladılar. Mobil cihazlardaki kontroller sonsuz kaydırma için mükemmeldir.

Eksi 1 – sayfa performansı

Sayfanın hızlı yüklenmesi, kullanıcı deneyiminin her şeyidir. Tüm deneyimi planlarken ilk önce aklınıza bu gelmeli. İstediğiniz kadar benzersiz biz deneyim tasarlayın, sayfa yüklenme süresi uzunsa kullanıcınıza veda etmeye hazırlıklı olun. İşte sonsuz kaydırmanın handikaplarından biri de bu. Sayfayı kaydırmaya devam ettikçe yüklenen veri artacak ve bir noktadan sonra yükleme performansı düşmeye başlayacak. Bu performans düşüşü özellikle kısıtlı donanım sahibi cihazlarda takılmalara bile sebep olabilir.

Eksi – 2: yer belirleme

Nerede kalmıştık? Kullanıcılar içeriğin belirli bir noktasına geldiklerinde oraya bir işaret koyamazlar. Oldu ki içeriğinizin yarısında bir şekilde sayfadan ayrıldı. Sonra geri döndüğünde ne yapacak? En baştan aşağı doğru kaydıracaklar. Kullanıcı bunu yapmak istemez.

Dünyanın en büyük pazaryeri sitelerinden Etsy, 2012 yılında arama sonuçlarında sonsuz kaydırma tekniğini kullandı. Sonuç? Kullanıcı etkileşimi azalmaya başladı. İnsanlar uzunca bir listeyi gözden geçirdikten sonra, listenin başındaki ya da sonunda bir ürüne gitmek için az önce yaptığı kaydırma işlemini tümden geriye doğru yapmak zorundaydılar ve yapmak istemediler.

Eksi – 3: saçma kaydırma çubukları

Kaydırma çubuğunun uzunluğu ve konumu sayfanın içerdiği veri miktarıyla orantılıdır. Bir içeriği okurken kaydırma çubuğu 150px yüksekliğinde ve sayfanın sonuna yaklaşmış haldeyken, bir sonraki cümleye geçmek için kaydırdığınızda 70px’e düşse ve sayfanın ortasına gelse kullanıcı ne hisseder? Siz ne hissedersiniz?
Bu can sıkıcı histen kurtulmak için bazı arayüzlerde kaydırma çubuğunu gizleyenler çıktı. Durumu kurtarmak yerine daha vahim hale getirmek denen şey işte tam olarak bu.



SAYFALAMA (PAGINATION)

En klasik yöntemdir. İçerik belirli bölümlerinden sayfalara ayrılır. Sayfanın sonuna geldiğinizde sayfa numaralarını görürsünüz.

Artı – 1: iyi dönüşüm

Sayfalamanın en büyük artısı içeriğin boyutunu kestirebilmenizdir. Özellikle listeleme sayfalarında kullanıcının aradığı şeye ulaşmasında kolaylık sağlar.

Google arama sonuçlarını sayfalayarak vermesi iyi bir örnektir. Kullanıcı aradığı şeyin alaka düzeyinin, sayfa sayısıyla ters orantılı olduğunu bilir ve ona göre hareket eder.

Artı 2 – kontrol hissi

Sonsuz kaydırmada bir noktadan sonra istediğiniz kadar kaydırın sona gelmeyecekmiş gibi hissedersiniz. (sosyal medya siteleri ve uygulamalarında durum neredeyse buna yakındır zaten)

Kullanıcılar mevcut sonuçların sayısını bilirse sonsuz kaydırma’ya nazaran daha bilinçli hareket ederler ve sonuç sayısını bildikleri için aradıkları şeye ulaşmaları ne kadar vakitlerini alacağını tahmin edebilirler.

Artı – 3: yer bulma

Sayfalandırılmış bir arayüzde kullanıcı aradığı şeyin konumu hakkında sezgisel olarak bilgi sahibi olabilirler. Ya da okuduğu içeriğin neresinde kaldığıyla ilgili zihinlerinde bir yer işareti oluşturabilirler.

Özellikle e-ticaret site ve uygulamalarında sayfalama kullanmak çok iyidir. Çünkü kullanıcıların azımsanmayacak bir kısmı online alışverişini yarıda bırakıp başka bir şeylerle uğraşıp, sonra tekrar geri dönüp alışverişlerine devam ediyor. Bu noktada o kullanıcıyı hızlıca kaldığı noktaya yönlendirebilmek gerekir.

Eksi: Ekstra İşlem

Sayfalamanın en büyük eksisi kullanıcının diğer sayfaya geçmek için, geçiş için gerekli bağlantıyı bulması, tıklaması ve yeni sayfanın yüklenmesi gerekiyor. (düğmeler ile ilgili yazıma ulaşmak için buradan buyurun)

Sayfa geçişlerindeki ekstra işlemden ziyade asıl problem çoğu web sayfası ya da uygulama sayfalarda sınırlı içerik göstermesi. Sayfa başına içerik oranını iyi ayarlanmış olmazsa kullanıcılar çok fazla ekstra tıklama yapmak zorunda kalabilir.

Hangisini ne zaman kullanmalıyız?

Sonsuz kaydırmanın en etkili olduğu yerler, içeriğin kullanıcılar tarafından oluşturulduğu sosyal medya tarzında, akış temelli site ve uygulamalardır.

Sayfalandırma, daha çok bir hedefe yönelik site ve uygulamalarda daha işlevseldir.

Google iki tekniği harmanlamak konusunda çok iyi bir örnektir. Google Görseller, arama sonuçlarını, kullanıcıların metinlere göre daha hızlı tarayabilmeleri sebebiyle sonsuz kaydırmayı kullanır. Fakat normal arama sonuçları metin olduğu için klasik sayfalama tekniği kullanılır.

Sonuç
Sonsuz kaydırma ya da sayfalama tekniklerinden birini seçmeden önce iki tekniğin de artı ve eksilerini tartmalı ve arayüz tasarladığınız ürüne uygunluğunu düşünmelisiniz. UX tasarımı yaparken göz önünde bulundurmanız gereken nokta uygunluk ve işlevsellik.  UI ve UX Tasarımı ile ilgili diğer yazılarımı da okumanızı tavsiye ederim…

0

#ui

Daha önce UI tasarımı konusunda renk kullanımından ve rengin UI tasarımında ne denli önemli olduğundan bahsetmiştim. Şimdi rengin bir adım ötesine geçiyor ve tasarımcıların şu sorusuna cevap arıyorum;  UI tasarımı yaparken nasıl bir renk şeması kullanmalıyım? Karanlık mı, aydınlık mı? Bu yazıda koyu ve açık renk şemalarıyla ilgili önemli noktalara değineceğim.


ui tasarımı


Seçim yapmak ve bu seçimin etkileri

Arayüz tasarımında renk şemaları ile ilgili herkes bir şey söylüyor. Renk şemalarıyla ilgili evrensel bir standart oluşturmak isteyenler bile var. Fakat aslında ortadaki durum şu; proje neyi gerektiriyor, tasarımcı ne düşünüyor? (renk şeması özelinde bahsediyor olsam da UI tasarımının her noktasında geçerlidir bu) Aynı proje için bir tasarımcı aydınlık bir renk şeması seçebilirken, bir diğeri karanlık tarafa geçebilir. Önemli olan her iki tarafın da artılarını eksilerini iyi tahlil etmek. Bir arayüz tasarlarken genel renk şemasını seçmek için en başta dikkate alınması gereken birkaç husus var. Değinelim.

Belirginlik Kullanıcı, ekrandaki tüm detayları görebilmeli ve arayüz içindeki elementleri açıkça ayırt edebilmeli. Seçilen renk şeması ve bunların kombinasyonları arayüzün kolay ve sezgisel kullanımını desteklemeli işlevsel özellikleri ön plana çıkarmalıdır. Eğer kullanıcı arayüzle etkileşime girmekte zorluk çekiyorsa seçilen renk şeması ne olursa olsun, sonuç başarısız demektir. (Böylesi bir durumda tek suçlu renk şeması olmayabilir. İşlevsel elementler düzgün şekilde yerleştirilmemiş olabilir; fakat bu adıma kadar her şeyin düzgün yapıldığını varsayıyorum.) Renk şemasının belirginliğe olan başarılı katkısını görmek için tasarımın geneline biraz “blur” efekti verip bakın. İşlevsel elementler kendilerini belli ediyorlar mı? Bulanık bir görüntüde bile elementler kendilerini belli ediyorlarsa doğru bir netken zaten belli edeceklerdir.

Okunabilirlik (yine) Daha önce de bahsettiğim gibi okunabilir olmak bir arayüzün en önemli özelliğidir. Çünkü arayüz kendini yazılı olarak ifade eder. Ekran için arkaplan seçimi çok yüksek ihtimalle okunabilirliği etkileyecektir. Özellikle metin odaklı UI tasarımı yaparken ilk dikkat etmeniz gereken nokta budur. Eğer arayüzünüzün okunabilirliği zayıfsa, kullanıcı büyük bir çaba harcamak zorunda kalacaktır. Büyük bir çaba harcamak zorunda kalan kullanıcının, bu çabayı harcamak yerine alternatiflere yöneleceğini söylemeye bile gerek yok.

Erişilebilirlik Bir arayüzün önemli amaçlarından biri de mümkün olduğunca fazla kişiye erişebilmektir. Sonrasında ise erişebildiği bu kişileri etkileşime geçirme aşaması gelir. Kişilerin kullanıp kullanmama kararının da istekleri ve ihtiyaçlarından çok fiziksel yetenekleri ve yeterliliklerine dayandığını düşünürsek, tasarımınız mümkün olduğunca çok erişilebilir – etkileşime geçilebilir yapmanız gerekiyor. Renk şemanız, bunu etkileyen ana faktörlerden biridir. Çok geniş bir yaş aralığını, özel ihtiyaçları, kişilerin engeli olup olmadığını göz önünde bulundurmalısınız.

Duyarlılık (responsive) Kişilerin çok çeşitli olması gibi, bu kişilerin kullandığı cihazlar ve ekran boyutları da çok çeşitlidir. Yüksek çözünürlüklü kocaman bir ekranda zarif, şık ve çekici görünen bir çizginin düşük çözünürlüklü bir ekranda leke gibi görünebileceğini dikkate almalısınız. Ya da seçtiğiniz renk şeması çoğu cihaz ve ekranda olması gerektiği gibi görünmeyebilir. Her projeniz için çeşitli cihaz ve çözünürlüklü ekranlarda test yapmak için zaman ayırmalısınız. Ayıracağınız bu vakit sizi sonradan karşılaşabileceğiniz problemlerden ve ekstra iş yükünden kurtaracaktır.

Çevre Renk şeması seçiminde dikkate almanız gereken bir başka etmen de kullanıcıların arayüzünüzü hangi ortamlarda daha çok kullanacağı. Kullanıcılar daha çok doğal ışık alan dış mekanlarda mı kullanacaklar yoksa iç mekan yapay ışıkta mı? Çok mu aydınlık yoksa çok mu karanlık? Örneğin; parlak bir güneş altında sıkça kullanılacak bir uygulama arayüzü için koyu bir şema seçmeniz ekranda yansıma oluşmasına yol açabilir. Renk şeması seçerken arayüzün kullanılacağı ortamı dikkate almak hayati bir önem taşır.

Renk şeması seçiminde adım adım süreç Bu adımları izleyerek renk şeması seçimininin altından başarıyla kalkabilirsiniz.

Arayüzün amacını net olarak belirleyin. Kullanıcı, sizin arayüzünüzle ne amaçla etkileşime geçeceğini iyice anlayın. Bu bir blog gibi metin ağırlıklı bir arayüz mü olacak? Bu durumda açık renklerden oluşan bir şema daha faydalı olabilir. Yoksa görsellerin yoğunlukta olduğu bir arayüz mü yapıyorsunuz? Koyu renkli bir renk şeması görsellerinizin daha iyi görünmesini sağlayabilir.

 


Hedef kitleyi iyi analiz edin

Daha önceki yazılarımda da sıkça söylediğim gibi kullanıcılarınızı iyi anlayın. Çünkü bir arayüz kullanıcıya ulaşmıyorsa, onu etkileşime katamıyorsa bitmiş sayılmaz. Kullanıcınızı tanıdığınızda arayüzünüz sağlam temeller üzerine kurulacaktır. Orta yaşlı insanlar alışılmışlığın getirdiği açık renkli bir arkaplanı sevme eğilimindedirler. Genç yetişkinler daha orijinal ve koyu tonlarda şemalardan hoşlanırlar. Çocuklar kendilerine komik gelen detaylarla dolu parlak renkli arayüzleri severler. Arayüzünüzün hedef kitlesi tasarımınıza direkt olarak etki eder. Bunu unutmayın.


Rakip analizi

Çok yüksek ihtimalle UI tasarımı yaptığını ürün, aplikasyon ya da web sitesi piyasadaki tek ürün, aplikasyon ya da web sayfası değil. Kullanıcılar sizin sunduğunuz ürün ya da hizmeti hali hazırda bir başkasından temin ediyor. Bu yüzden mevcut arayüzleri araştırmak sizi onlardan öne çıkartacak tasarımı oluşturmanızda epey fayda sağlayacaktır.


Mümkün olduğu kadar test yapın

Bu ana kadar bahsedilen her şey tek bir ekran, tek bir çözünürlük için geçerli olabilir; fakat ya ekran değişince? O yüzden yapabildiğiniz kadar farklı cihazlar, çözünürlükler, koşullar altında test yapın. Düşük çözünürlükte düşük ışıklandırmalı bir ortamda kullanıldığında, yüksek çözünürlükte ve yüksek doğal ışıkta kullanıldığında aynı performansı sağlıyor mu? Tüm bu test sürecini atlamanız arayüzünüzün çıkartacağı problemleri, güçlü ve zayıf yönlerini, verimsiz tasarım işlemlerini görmeden yayına almanıza, o da kullanıcının başka alternatiflere yönelmesine sebep olabilir.

0