Your address will show here +12 34 56 78
#iyiiş
Ped reklamları özgüveni düşen kadınların o marka hijyenik pedi giymesiyle birlikte “mavi sıvının” artık bir sorun olmadığı ve artık bembeyaz pantolonlarını giyip kızlarla “girls out” yaptığı ve erkekleri etkilemeye çalıştıkları şeklinde olur genelde. Reklamın da ana fikri genelde “kendinize güvenin, güçlü olun” tadındadır. Aynen deterjan reklamlarındaki gibi, hijyenik ped reklamlarında da benzer 2-3 formül etrafında döner tüm işler. Sıkıcıdırlar özetle; ama işte bu formülü kullanmak istemeyen biri çıkar bir gün ve harikalar yaratır. Bodyform bence bunu başarmış ve güçlü kadın nedir, ne yapar, nasıldır göstermiş. Slogan da harika; “Hiçbir kan bizi durduramaz. Korkusuzca yaşa!” bodyform Tam yerinde ve kararında bir fikir bu. Kadınlar günden güne daha da güçleniyorlar. Her alanda kendilerini kanıtlıyorlar (ne yazık ki durum böyle) ve her zamankinden daha güçlüler. Ped reklamlarındaki özgüveni düşen ve çikolataya sarılan, şampuan reklamlarındaki otoparkta yer bulmak için saçını savuran kadınların yerini gerçekten güçlü kadınların alması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü karikatür gibi saçma sapan yazılan (çoğunlukla erkeklar tarafından tabi) kadınlar yerine güçlü, başarılı kadınları televizyonlarda daha çok görmek sosyal algıyı da değiştirecektir. Kadının yeri evidir mantığını yıkacaksa televizyon yıkacak bu bu kadar net. Çünkü dünyanın neresine giderseniz gidin “televizyonda görülen şey doğrudur” algısı var. (Lego Movie’de filmin final sahneleri yakınında “Beni tanımıyorsunuz; ama bana inanabilirsiniz çünkü televizyondayım” repliği bunu çok net özetler. Filmi izleyin çok iyi!) bodyform Konuyla alakasız; ama örnek teşkil etmesi bakımından anlatmak gerekirse; Türkiye’de kadın voleybol şortlu kızlardan ibaretti bundan çok değil 10-15 yıl önce. Uzun boylu, amiyane tabirle dalyan gibi, sporcu kızların, fit vücutlarıyla kısacık şortlarıyla voleybol oynaması bu ülke için adeta fetiş objesiydi. Bu bir gerçek! Fakat art arda aldıkları başarılar ve -bence bu büyük etkendir- sponsor reklamlarındaki etkileyici ve doğru söylemler sonrasında kadın voleybol artık bu ülkede izlenen, takip edilen, maçlarında davul çalınan bir branş halinde. O yıllardan başlayarak günümüze gelen bizim kızlarımız, gururumuzsunuz, bu ülkenin aydınlık yüzüsünüz gibi söylemler bütün bir halkta pozitif etki yaparak kadın voleybola ve sporcu kadınlara bakışı bir nebze olsun değiştirdi. Bu basketbolda da böyle oldu, diğer branşlarda da. bodyform Toparlamak gerekirse; kadınlarımızı güçsüz düşürmeyelim. Güçlü kadınlar, güçlü nesiller yaratır ve gerçekten de hiçbir kan hiçbir kadını durduramaz! Tebrikler Bodyform! https://www.youtube.com/watch?v=8Q1GVOYIcKc
0

#tasarım
Geçen yıl anneler günü için bir seri yapmış ve anneler gününe bir hafta kala yayınlamıştım. Sağolsunlar bir çok yerde de yayınlandı bu seri. Hatta bazısında benim kendi ismim geçmiyordu, kimisi zaten benim işten devşirilmişti. Konuyla ilgili o anneler günü işini devşiren ajansla da konuşmaya çalıştım; ama yemediğim de hakaret kalmamıştı açıkçası. Bir tek küfür etmemişti, zaten onu da etse işin rengi değişirdi. (Tabi konu mahkemeye taşınsa ifadeler hakaret olarak algılanmayabilir açık ifadelerdi. Sanırım bir metin yazarı yazdı onları ve bu yüzden de küfür gelmedi.) Ne dikkat çekmeye çalışmam kaldı, ne iş bilmezliğim, ne basitliğim, ne histerikliğim ne de ezikliğim. Durup dururken saldırmaya başlamasından ben işin renginin ne olduğunu anladım tabi. Daha en başta kendilerine tweet attıktan sonra engellenip sonrasında direkt bu tarz mesajlar alınca, onların iddia ettiği gibi “basit bir pişti”den fazlası olduğu belli oldu. Yoksa zaten bu kadar hava yapmalarına gerek yoktu. “Ehehehe aynından yapmışız” deseydiler zaten gülüp geçecektik. Bu saldırganlık nedendi sevgili kreatif direktör? Neyse efendim, ben geçen yıl yaptığım paylaşımı bu yıl da yapıyorum. İsteyenler istediği gibi paylaşabilir. anneler günü
anneler günü
anneler günü
anneler günü
anneler günü
anneler günü  
0

#makale
Daha önce beyaz yakalılar ve reklam sektörü arasındaki ilişkiye yüzeysel olarak değinmiştim. O yazıda gerek ajanslarda gerekse müşteri tarafında olan beyaz yakalıların sektör çalışanlarına etkisinden bahsetmiştim -bu yazımda ise beyaz yakalıların reklam sektöründeki konumundan bahsedeceğim. beyaz yakalılar Beyaz Yakalılar Ne Zaman Reklamcı Oldu? Beyaz yakalılar aslında hiçbir zaman reklamcı olmadı. İşin zaten en kötü taraflarından birisi de burası. Beyaz yakalıların reklam sektörüyle ilgili gerçekten de bilgisi sıfıra yakın! Marka bilinirliği, hedef kitle, pazar payı, efendime söyleyeyim konumlandırma gibi sayılarla olan kısmından bahsetmiyorum benim bahsettiğim işin yaratıcı (ya da kreatif) kısmı. Kim ne derse desin, reklam sektörü hala yaratıcılık üzerine kurulu. Bunda garip bir şey yok diyebilirsiniz; ama inanın var. Çünkü işi ajansa dokunan herkes o işin yaratıcı olmasını istiyor (Bu iş bir katalog da olabilir, bir televizyon reklamı da. Ağızdan çıkan ilk söz yaratıcı olsun!) Ama iş uygulamaya geline renk birden değişiyor. İşin içine beyaz yakalıların o çok bildikleri kitleler, rakamlar, bilinirlikler, istatistikler, maliyetler giriyor. Bunların önemsiz olduklarını söylemiyorum; ama işin içine bunlar girdiğinde o yaratıcılık artık matematiksel bir formül haline geliyor neredeyse. Örnek vermek gerekirse, tek cümlede hatta hiç cümlesiz anlatabileceğin bir şey, formülize edilmiş katkılardan sonra 3 paragraflı, her yeri metin olan bir şeye dönüşüyor. Amiyane tabirle dile getirmek gerekirse, salağa anlatır gibi işler çıkıyor ortaya. (bu konudaki en iyi örnek deterjan reklamlarıdır bence. Her şey kör göze parmak şekilde, hızlı hızlı, maliyet olabildiğince düşürülmüş… Liste uzar gider.) Beyaz Yakalılar Bu Sektöre Nereden Geldi? Tabi ki müşteri tarafından. Sektördeki beyaz yakalıların %95’i size şunu söyleyecektir; “ben yıllarca reklam yaptırttım!” Yıllarca müşteri tarafında olmak, reklam yaptırtmak, onlar için reklam yapmayı bilmek demek. Bu onlara gayet yeterli geliyor. Çünkü ellerinde istatistikler var, raporlar var, hedef kitleleri var… Her şey rakamlar üzerinden gidiyor. Amerika’dan ithal edilmiş yöntemlerle bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Tutuyor mu peki? Bazen. Nadiren hatta. beyaz yakalılar Reklam Yaratmada Bir Beyaz Yakalı Gibi Düşünmek Beyaz yakalılar sektöre girdikten sonra bazı şeyler eskisi gibi olmadı hiç. Bu beyaz yakalılar genelde ajansların yönetici kadrosunda olduğundan eski işyerlerinden yanlarında getirdikleri bir alışkanlığı sektöre soktular; SON ONAY! (Buraya bir parantez açıp konuyla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Beyaz yakalı reklamcılar bir şekilde bir ajansa genelde ortak olmuş durumdadır. Özellikle küçük çaplı ajanslarda bu durum epey yaygın. İşin müşteri tarafında olup işi öğrendiklerini düşünen beyaz yakalılar, ajansa ödenen paranın neden kendine ödenmediği ile ilgili düşünmeye başlıyor bir süre sonra. Ne olsa o da ajansın yaptığı işi pek tabi yapabilir! O parayı ajans kazanacağına ben kazanayım düşüncesi doğar. Bu düşüncenin doğuşundan sonra artık o beyaz yakalı kendini reklamcı ilan eder ve eline bir şekilde geçen 3-5 kuruşla ve 3-5 ortakla reklam ajansı kurar; ama beyaz yakalı olmanın verdiği süslemenin de etkisiyle bunun adına reklam ajansı değil de pazarlama ajansı, danışman ajans gibi uydurma isimler takarlar. Mottoları da daha önce dediğim gibi senelerdir reklam yaptırdıkları için, reklam yapmayı iyi bilmeleridir.) Son onay elbette onlardan önce de vardı bu sektörde; ama onların getirdiği son onay mekanizması aslında “benim dediğim olacak” demek. Onun kabul etmediği hiçbir iş o ajanstan çıkamaz. Bunu bir çok meslektaşım kabul edecektir diye düşünüyorum. Onlar için SON ONAY!’dan geçecek işlerin belirli kuralları olmalı. Bunu da bir sonraki yazıda ele alacağım. Bir sonraki yazı “Beyaz Yakalı Reklamlar” yakın zamanda buralarda olur.  
0

#tasarım
Bitmez tükenmez bir şekilde şiddet haberleri almaya devam ediyoruz. Her şiddet, taciz, tecavüz haber, her defasında daha da acı, daha da inanılmaz bir hal alıyor. Öyle ki artık kurumsal olarak tecavüz kapatılmaya bile çalışılıyor. Bu olayların duyulmasından sonra da ortaya bazı “adamlar”(?) çıkıyor ve bile isteye, bunu geçekten hissederek tecavüzcüyü haklı çıkarmaya çalışıyor. Normal hayatlarında arkadaşları olan insanlar bunlar. Eğitimliler, güzel meslekleri var, etraflarınca sevilen, evlat sahibi insanlar… Bunu neden yapıyorlar? Gerçekten onlara göre suçlu kim? suçlu kim
suçlu kim
suçlu kim
suçlu kim suçlu kim
0