Your address will show here +12 34 56 78
#tasarım
Geçen yıl anneler günü için bir seri yapmış ve anneler gününe bir hafta kala yayınlamıştım. Sağolsunlar bir çok yerde de yayınlandı bu seri. Hatta bazısında benim kendi ismim geçmiyordu, kimisi zaten benim işten devşirilmişti. Konuyla ilgili o anneler günü işini devşiren ajansla da konuşmaya çalıştım; ama yemediğim de hakaret kalmamıştı açıkçası. Bir tek küfür etmemişti, zaten onu da etse işin rengi değişirdi. (Tabi konu mahkemeye taşınsa ifadeler hakaret olarak algılanmayabilir açık ifadelerdi. Sanırım bir metin yazarı yazdı onları ve bu yüzden de küfür gelmedi.) Ne dikkat çekmeye çalışmam kaldı, ne iş bilmezliğim, ne basitliğim, ne histerikliğim ne de ezikliğim. Durup dururken saldırmaya başlamasından ben işin renginin ne olduğunu anladım tabi. Daha en başta kendilerine tweet attıktan sonra engellenip sonrasında direkt bu tarz mesajlar alınca, onların iddia ettiği gibi “basit bir pişti”den fazlası olduğu belli oldu. Yoksa zaten bu kadar hava yapmalarına gerek yoktu. “Ehehehe aynından yapmışız” deseydiler zaten gülüp geçecektik. Bu saldırganlık nedendi sevgili kreatif direktör? Neyse efendim, ben geçen yıl yaptığım paylaşımı bu yıl da yapıyorum. İsteyenler istediği gibi paylaşabilir. anneler günü
anneler günü
anneler günü
anneler günü
anneler günü
anneler günü  
0

#makale
Daha önce beyaz yakalılar ve reklam sektörü arasındaki ilişkiye yüzeysel olarak değinmiştim. O yazıda gerek ajanslarda gerekse müşteri tarafında olan beyaz yakalıların sektör çalışanlarına etkisinden bahsetmiştim -bu yazımda ise beyaz yakalıların reklam sektöründeki konumundan bahsedeceğim. beyaz yakalılar Beyaz Yakalılar Ne Zaman Reklamcı Oldu? Beyaz yakalılar aslında hiçbir zaman reklamcı olmadı. İşin zaten en kötü taraflarından birisi de burası. Beyaz yakalıların reklam sektörüyle ilgili gerçekten de bilgisi sıfıra yakın! Marka bilinirliği, hedef kitle, pazar payı, efendime söyleyeyim konumlandırma gibi sayılarla olan kısmından bahsetmiyorum benim bahsettiğim işin yaratıcı (ya da kreatif) kısmı. Kim ne derse desin, reklam sektörü hala yaratıcılık üzerine kurulu. Bunda garip bir şey yok diyebilirsiniz; ama inanın var. Çünkü işi ajansa dokunan herkes o işin yaratıcı olmasını istiyor (Bu iş bir katalog da olabilir, bir televizyon reklamı da. Ağızdan çıkan ilk söz yaratıcı olsun!) Ama iş uygulamaya geline renk birden değişiyor. İşin içine beyaz yakalıların o çok bildikleri kitleler, rakamlar, bilinirlikler, istatistikler, maliyetler giriyor. Bunların önemsiz olduklarını söylemiyorum; ama işin içine bunlar girdiğinde o yaratıcılık artık matematiksel bir formül haline geliyor neredeyse. Örnek vermek gerekirse, tek cümlede hatta hiç cümlesiz anlatabileceğin bir şey, formülize edilmiş katkılardan sonra 3 paragraflı, her yeri metin olan bir şeye dönüşüyor. Amiyane tabirle dile getirmek gerekirse, salağa anlatır gibi işler çıkıyor ortaya. (bu konudaki en iyi örnek deterjan reklamlarıdır bence. Her şey kör göze parmak şekilde, hızlı hızlı, maliyet olabildiğince düşürülmüş… Liste uzar gider.) Beyaz Yakalılar Bu Sektöre Nereden Geldi? Tabi ki müşteri tarafından. Sektördeki beyaz yakalıların %95’i size şunu söyleyecektir; “ben yıllarca reklam yaptırttım!” Yıllarca müşteri tarafında olmak, reklam yaptırtmak, onlar için reklam yapmayı bilmek demek. Bu onlara gayet yeterli geliyor. Çünkü ellerinde istatistikler var, raporlar var, hedef kitleleri var… Her şey rakamlar üzerinden gidiyor. Amerika’dan ithal edilmiş yöntemlerle bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Tutuyor mu peki? Bazen. Nadiren hatta. beyaz yakalılar Reklam Yaratmada Bir Beyaz Yakalı Gibi Düşünmek Beyaz yakalılar sektöre girdikten sonra bazı şeyler eskisi gibi olmadı hiç. Bu beyaz yakalılar genelde ajansların yönetici kadrosunda olduğundan eski işyerlerinden yanlarında getirdikleri bir alışkanlığı sektöre soktular; SON ONAY! (Buraya bir parantez açıp konuyla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Beyaz yakalı reklamcılar bir şekilde bir ajansa genelde ortak olmuş durumdadır. Özellikle küçük çaplı ajanslarda bu durum epey yaygın. İşin müşteri tarafında olup işi öğrendiklerini düşünen beyaz yakalılar, ajansa ödenen paranın neden kendine ödenmediği ile ilgili düşünmeye başlıyor bir süre sonra. Ne olsa o da ajansın yaptığı işi pek tabi yapabilir! O parayı ajans kazanacağına ben kazanayım düşüncesi doğar. Bu düşüncenin doğuşundan sonra artık o beyaz yakalı kendini reklamcı ilan eder ve eline bir şekilde geçen 3-5 kuruşla ve 3-5 ortakla reklam ajansı kurar; ama beyaz yakalı olmanın verdiği süslemenin de etkisiyle bunun adına reklam ajansı değil de pazarlama ajansı, danışman ajans gibi uydurma isimler takarlar. Mottoları da daha önce dediğim gibi senelerdir reklam yaptırdıkları için, reklam yapmayı iyi bilmeleridir.) Son onay elbette onlardan önce de vardı bu sektörde; ama onların getirdiği son onay mekanizması aslında “benim dediğim olacak” demek. Onun kabul etmediği hiçbir iş o ajanstan çıkamaz. Bunu bir çok meslektaşım kabul edecektir diye düşünüyorum. Onlar için SON ONAY!’dan geçecek işlerin belirli kuralları olmalı. Bunu da bir sonraki yazıda ele alacağım. Bir sonraki yazı “Beyaz Yakalı Reklamlar” yakın zamanda buralarda olur.  
0