Your address will show here +12 34 56 78
#ui, #ux

Arayüzde navigasyon konusu UX tasarımının temel konularından biridir. Neden çok önemlidir sorusunun cevabı ise kullanıcılar belli bir amaç için arayüzünüzle etkileşime geçecekler ve yolu düzgün göremiyorsanız hedefe ulaşmak da zorlaşır. Her geçen gün daha fazla uygulama, web sitesi vesaire gibi arayüzle karşılaşan kullanıcılar sezgisel olarak kolay bir dolaşım bekliyorlar. Bu yüzden bu web tasarım sözlüğü‘nün bu bölümünü menü, düğme, gibi dolaşım ve etkileşim bileşenlerine ayırdım.

Navigasyon (Dolaşım, Yönlendirme, Gezinme)

Temel anlamıyla, navigasyon bir aracın bir yerden başka bir yere gitmesini sağlayan faaliyettir. Bu bir makine faaliyeti de olabilir, bir insan faaliyeti de. Fakat özünde iki nokta arasındaki planlı rotayı bir başkasına aktarmak vardır denilebilir. Kullanıcı deneyimi tasarımı tarafında baktığımızda navigasyon, kullanılabilirlik seviyesini belirleyen bir kavramdır. Bu durumda bir uygulama ya da web sitesi kullanırken, kullanıcıyı yönlendiren, hedefe ulaştırmayı sağlayan ve başarılı bir şekilde etkileşime girmesini sağlayan eylemler ve tekniklerdir. Kullanıcılar için en iyi ve en kolay rotayı belirlemektir.

Navigasyon, tasarım aşamasının en başında göz önünde bulundurulmalıdır. Böylece kullanıcı dostu bir rota belirlemek kolaylaşacaktır.

Menü

En temel gezinme öğesidir. Kullanıcıların, arayüzle etkileşime geçmelerini sağlayan bir grafiksel kontrol ünitesi diyebiliriz. Temel olarak arayüzün işlevini destekler şekildedir. Örneğin bir uygulamada “Kaydet”, “Sil” “Kapat” gibi temel işlevleri bu bileşen barındırır. Ya da satın alma, kategoriler, sayfalar gibi.. Menüler, arayüzde farklı konumlarda (üst, yan, alt menü gibi) ve görünüm ve etkileşime (kayan, aşağı ya da yukarı açılan menü gibi) sahip olabilir. Tasarımcının bu yelpazede görevi yalnızca menü yerleşimi yapmak değil potansiyel ve hedef kullanıcının istek ve beklentilerini dikkate alarak, analiz yaparak işlevselliği, yerleşimi ve düzeni sağlamaktır. İyi tasarlanmış bir menü olumlu kullanıcı deneyimini artıracaktır.

Bar (Çubuk)

Etkileşimin bazı temel aşamalarını barındıran kısımdır. Genellikle uygulamalarda alt kısımda hızlıca temel etkileşimleri gerçekleştirmeye olanak sağlar. Instagram, twitter, facebook gibi sosyal medya uygulamalarının neredeyse tamamında bu bar kullanımını görebilirsiniz. Kullanıcıyı olabildiğince uygulamanın temel özelliklerini, hızlıca kullanmasını sağlayan bir bileşendir.

Temel olarak bar (ya da çubuk) türleri şu şekildedir.

Tab Bar (Sekme Çubuğu)

Genellikle mobil uygulamalarda ve yine genellikle ekranın alt kısmında konumlandırılmıştır ve uygulamanın bölümleri arasında hızlı geçiş yapmayı sağlar.


Loading Bar (yükleme çubuğu)

Mevcut eylemin hangi aşamada olduğunu yüzde ya da zaman olarak gösterir. Kullanıcı işlemin ne kadar süreceği ile ilgili fikir sahibi olmuş olur.

 


Progress Bar (İlerleme çubuğu)

Yapılan faaliyetin ne kadarının yapıldığını ve sürecin ne kadarının tamamlandığını gösterir.


Button (Düğme)

Button ya da düğme tüm arayüzlerin en popüler bileşenidir. Kullanıcıların dijital arayüzde etkileşime girmelerinin en kolay yoludur. Çünkü aslında dijital arayüzlerdeki butonlar gerçek hayattakilerin birer kopyalarıdır. Button ile ilgili daha detaylı bilgiyi “Buton Tasarımı” ile ilgili yazımdan öğrenebilirsiniz.


Switch (anahtar, şalter)

Gerçek hayattaki gibi, iki seçenek arasından bir tanesini seçmesine olanak sağlar. Açık ya da kapalı gibi. Burada önemli olan nokta iki seçenekten hangisinin seçildiğini kolayca açıklayabiliyor olmalı. Renk farklılıkları gibi etkilerle bu sağlanabilir.


Picker (seçici)

Özellikle doğum tarihi, saat gibi çoklu seçeneklerden birini seçilebilmesini sağlar. Kullanıcı örneğin doğum tarihini seçmek için açılan picker’dan tarihleri yukarı ya da aşağı kaydırarak doğru olanı bulur ve seçer.


Checkbox (tik!)

Tik atmak dediğimiz işlevin arayüze uyarlanmış hali diyebiliriz. Bir onay vermek, çoklu seçeneklerden birini işaretlemek gibi işlevlerde kullanılır.

0

#ux
Herkes biliyor ki ilk intibayı değiştirmek inanılmaz zordur. (belki ikinci bir şans yoktur bile denilebilir.) Bu durum dijital dünyada ise çeşitlilik ve rekabetten dolayı imkansıza yakındır. O yüzden kullanıcıya (özellikle yeni kullanıcıya) yaratacağınız ilk intiba çok önemlidir ve haliyle bu intiba yaratma işinde web sitenizin belli bölümlerinin daha çok etkisi vardır, belki de header tasarımı da bunun en önemli kısmıdır.

Bu yazımda bunlardan biri olan, daha önce de Web Tasarım Sözlüğü‘nde kısaca değindiğim, header’dan bahsedeceğim ve header tasarımı yaparken kullanabileceğiniz bazı ipuçları vereceğim.

Header nedir?

Header, basitçe, bir web sayfasının en üstteki kısmıdır. Sayfaya ilk girişte, daha ilk saniyede, kaydırma yapmadan gördüğünüz şeydir. Bu haliyle epeyce stratejik bir durumu vardır.

Header, genelde “menü” olarak anılsa da aslında çok daha fazla şey barındırır bünyesinde. Bir örnek ile inceleyelim.


Nasıl gözüktüğünü bir kenara bırakıp yalnızca barındırdıklarına bakıyoruz. En üstte logo, menü ve giriş butonu bulunuyor. Hemen altında da büyükçe bir görselle (belki slider da olabilir) açıklamalar ve hemen altında da kullanıcıyı etkileşime çağıran bir buton bulunuyor. En altta ise sayfayı kaydırabildiğimizi belirten bir de küçük aşağı yönlü ok bulunuyor. 

Bir header’da neler bulunur?

Header bir çok şeyi barındırabilir;

  • marka kimliği. Marka kimliği çok geniş bir içeriği kapsıyor aslında. Haliyke header e bütün bir marka kimliğini koymak hem manasız hem de imkansızdır. O yüzden marka kimliğinin logo, marka adı, slogan, maskot, kurumsal renkler gibi temel unsurları koymak gerekir.

  • Ürün ya da hizmetin temasını ve amacını belirten küçük bir alan.

  • sayfalara ve içeriğe bağlantılar

  • sosyal medya bağlantıları

  • telefon numarası, elektronik posta gibi temel iletişim bilgileri

  • eğer arayüz çok dilli ise dil değiştirme bileşeni

  • arama alanı

  • abonelik alanı

  • sepet ve istek listesi

  • bir yazılımsa indirme, uygulama mağazası, deneme sürümü gibi bağlantılar


Yukarıdaki tüm bileşenleri bir header tasarımı yaparken mutlak kullanmaya gerek yok haliyle. Ama isterseniz tabi koyabilirsiniz tamamen sizin tercihiniz; ama böyle bir durumda bilgi yüklemesi olacak. Çok daha fazla bileşenin olması ilk bakışta daha fazla şey aktarıyormuş hissiyle iyi görünebilir ancak kullanıcının dikkatini asıl yoğunlaşması gereken bileşenlerden uzaklaştırır. O yüzden header tasarımı yaparken en başta iyi bir strateji yapmalısınız.



Header neden önemlidir?

Header kısmının birden fazla önemi vardır. 

Göz önünde bulundurulması gereken ilk şey, kullanıcıların bir web sayfasıyla ilk saniyede nasıl etkileşimde bulunduğunu gösteren göz tarama modelleri. İnsanlar bir siteye giriş yaptıklarında ilk yaptıkları şey tüm içeriği taramaktır. Detaylı inceleme yapmadan önce istemli ya da istem dışı olarak içeriği genel olarak tararlar. Kendilerini bu web sitesinde zaman geçirmeye ikna edebilecek bir şey ararlar. İşte bu noktada kullanıcıyı ikna etmek konusunda en büyük rol header’a düşüyor. 

Okunabilirlik ve Hiyerarşi

Okunabilirlik gördüğünüz gibi yine karşımıza çıktı. Bir web sitesinin ilk amacı, kullanıcıya amacını anlatmaktır. Bir ürün mü tanıtıyor? Bir hizmetten mi haberdar ediyor? Bir sosyal sorumluluk projesine destek mi arıyor? Bunların tamamını, web sitelerinin çoğu metin içeriklerle kullanıcıya ulaştırır. O yüzden okunabilir olmak bir web sitesinin, tüm bileşenleri için, olmazsa olmazdır. 

Okunabilirliği artırmak için özellikle renk ve tipografi konusunda çok dikkatli olmalısınız.


Kullanıcılar, genel olarak üç şekilde web sitelerinde tarama yaparlar. Bunlar “F-modeli”, “Z Modeli” ve “Gutenberg Modeli” olarak adlandırıyoruz. Bu modellemeler ile kullanıcıyı tanıyarak arayüzünüzün başarısına katkıda bulunabilirsiniz.


header tasarımı

Bu model, daha çok bilgi ve metin, daha az görsellik barındıran durumlarda genellikle kullanılıyor olan tarama modelidir. Klasik şekilde, dört köşeye yerleşmiş olan noktalar arasında, soldan sağa, oradan da yine sol alta ve tekrar sağa doğru devam eden bir tarama biçimidir. Bu bir web sitesi de olabilir, bir afiş de olabilir, bir kitap da olabilir. İnsanlar çoğunlukla bu modeli kullanırlar.


header tasarımı

Z-Modeli’yle ise Gutenberg modeline oranla daha fazla görsellik barındıran durumlarda karşılaşıyoruz. Tarama yönü Gutenberg modeli gibi soldan sağa ve aşağı yönlü olsa da, görsel oranı daha fazla ve içerik daha çok bölündüğü için yönlenme sayısı da fazla olacaktır.



header tasarımı

Diğer bir model olan F modelinde ise kullanıcı içeriği soldan sağa düz bir şekilde tarar. Sonrasında sayfayı aşağı yönde hareket ettirir ve bu sırada yukarıdan aşağı içeriğin sol kısmını dik bir şekilde tarar. Sonrasında yine soldan sağa bir hareket yapıp, yine aynı şekilde yukarıdan aşağı dik bir tarama yapar. Özellikle arama motoru sonuçlarında rastlanılan bir tarama modelidir. (Bu tarama modelleri ile ilgili yakında daha detaylı bilgi vereceğim.)

Özetle; header’in önemi bir web arayüzü için tartışılmaz şekildedir. Saniyeler içinde karar veren kullanıcıyı “burada kalmalısın” diye ikna edici bir görevi vardır. Bununla beraber bir web arayüzü için header bölümü bir zorunluluk değildir tabi. Header’in işlevini başka yaratıcı yollarla karşılayan örnekler de mevcut. Ama header’in olup olmaması da, olursa nasıl olması gerektiği de diğer her şey gibi bir araştırma ve analiz sonucunda karar verilmesi gereken şeylerdir.

0

#tasarım, #ux

UX tasarımı ile ilgili en detay noktalarından biridir içeriklerde bölümlendirme. Peki bu bölümlendirmeyi nasıl yapacağız? Sonsuz kaydırma (infinite scrolling) mı yoksa sayfalama (pagination) şeklinde mi? İki tarzın da artıları ve eksilerini inceleyerek seçim yapmanızda yardımcı olmaya çalışacağım.


SONSUZ KAYDIRMA (INFINITE SCROLL)

Sonsuz kaydırma, içeriğin bölümleri arasında belirlenmiş bir bitiş çizgisi olmadan, sayfayı kaydırdıkça içeriğin diğer bölümlerin yüklenmesini sağlayan bir tekniktir. İçeriği okurken ya da görürken deneyim sekteye uğramaz, devamlı bir haldedir. Bu yönüyle cazip gelse de her içerik/site/uygulama için genel bir çözüm değildir.

Artı 1 – kullanıcı katılımı

Sonsuz kaydırma yöntemiyle, kullanıcıyı sayfanızda ya da uygulamanızda daha fazla kalmasını sağlayabilirsiniz. İçerikleri görüntülemek için sayfayı kaydırmaya devam etmesi de etkileşimi artıracaktır. Özellikle sosyal medya gibi bir içerik denizinde sonsuz kaydırma, içeriklerin yüklenmesini beklemeden etkileşime girmek için çok etkili bir yoldur.

Sonsuz kaydırma, kullanıcıların belirli bir şeyi aramadığı “keşif” odaklı sayfa ve uygulamalar için neredeyse bir zorunluluk sayılabilir. Sonsuz kaydırma ile keşfettiği içerikler sayesinde daha fazla zaman harcayacak ve etkileşiminizi artıracaktır.

Artı 2 – kaydırma tıklamadan iyidir.

Kaydırma, tıklama ya da dokunmadan daha iyi bir deneyim sunar. Fare tekerlekleri ya da dokunmatik ekranlar bu kaydırma işlemini çok hızlı hale getirdiler. Sürekli ve uzun bir içerik için sonsuz kaydırma, metni sayfalara ayırmaktan daha kullanışlıdır.

Artı 3 – kaydırma mobil cihazlar için daha iyidir.

Özellikle dokunmatik ekranlar sonrasında kaydırma hareketi çok daha kolay bir hal aldı. UX tasarımı işte bu yüzden daha da önemli hale geldi. Kullanıcılar sezgisel olarak içerikle etkileşime geçmeye başladılar. Mobil cihazlardaki kontroller sonsuz kaydırma için mükemmeldir.

Eksi 1 – sayfa performansı

Sayfanın hızlı yüklenmesi, kullanıcı deneyiminin her şeyidir. Tüm deneyimi planlarken ilk önce aklınıza bu gelmeli. İstediğiniz kadar benzersiz biz deneyim tasarlayın, sayfa yüklenme süresi uzunsa kullanıcınıza veda etmeye hazırlıklı olun. İşte sonsuz kaydırmanın handikaplarından biri de bu. Sayfayı kaydırmaya devam ettikçe yüklenen veri artacak ve bir noktadan sonra yükleme performansı düşmeye başlayacak. Bu performans düşüşü özellikle kısıtlı donanım sahibi cihazlarda takılmalara bile sebep olabilir.

Eksi – 2: yer belirleme

Nerede kalmıştık? Kullanıcılar içeriğin belirli bir noktasına geldiklerinde oraya bir işaret koyamazlar. Oldu ki içeriğinizin yarısında bir şekilde sayfadan ayrıldı. Sonra geri döndüğünde ne yapacak? En baştan aşağı doğru kaydıracaklar. Kullanıcı bunu yapmak istemez.

Dünyanın en büyük pazaryeri sitelerinden Etsy, 2012 yılında arama sonuçlarında sonsuz kaydırma tekniğini kullandı. Sonuç? Kullanıcı etkileşimi azalmaya başladı. İnsanlar uzunca bir listeyi gözden geçirdikten sonra, listenin başındaki ya da sonunda bir ürüne gitmek için az önce yaptığı kaydırma işlemini tümden geriye doğru yapmak zorundaydılar ve yapmak istemediler.

Eksi – 3: saçma kaydırma çubukları

Kaydırma çubuğunun uzunluğu ve konumu sayfanın içerdiği veri miktarıyla orantılıdır. Bir içeriği okurken kaydırma çubuğu 150px yüksekliğinde ve sayfanın sonuna yaklaşmış haldeyken, bir sonraki cümleye geçmek için kaydırdığınızda 70px’e düşse ve sayfanın ortasına gelse kullanıcı ne hisseder? Siz ne hissedersiniz?
Bu can sıkıcı histen kurtulmak için bazı arayüzlerde kaydırma çubuğunu gizleyenler çıktı. Durumu kurtarmak yerine daha vahim hale getirmek denen şey işte tam olarak bu.



SAYFALAMA (PAGINATION)

En klasik yöntemdir. İçerik belirli bölümlerinden sayfalara ayrılır. Sayfanın sonuna geldiğinizde sayfa numaralarını görürsünüz.

Artı – 1: iyi dönüşüm

Sayfalamanın en büyük artısı içeriğin boyutunu kestirebilmenizdir. Özellikle listeleme sayfalarında kullanıcının aradığı şeye ulaşmasında kolaylık sağlar.

Google arama sonuçlarını sayfalayarak vermesi iyi bir örnektir. Kullanıcı aradığı şeyin alaka düzeyinin, sayfa sayısıyla ters orantılı olduğunu bilir ve ona göre hareket eder.

Artı 2 – kontrol hissi

Sonsuz kaydırmada bir noktadan sonra istediğiniz kadar kaydırın sona gelmeyecekmiş gibi hissedersiniz. (sosyal medya siteleri ve uygulamalarında durum neredeyse buna yakındır zaten)

Kullanıcılar mevcut sonuçların sayısını bilirse sonsuz kaydırma’ya nazaran daha bilinçli hareket ederler ve sonuç sayısını bildikleri için aradıkları şeye ulaşmaları ne kadar vakitlerini alacağını tahmin edebilirler.

Artı – 3: yer bulma

Sayfalandırılmış bir arayüzde kullanıcı aradığı şeyin konumu hakkında sezgisel olarak bilgi sahibi olabilirler. Ya da okuduğu içeriğin neresinde kaldığıyla ilgili zihinlerinde bir yer işareti oluşturabilirler.

Özellikle e-ticaret site ve uygulamalarında sayfalama kullanmak çok iyidir. Çünkü kullanıcıların azımsanmayacak bir kısmı online alışverişini yarıda bırakıp başka bir şeylerle uğraşıp, sonra tekrar geri dönüp alışverişlerine devam ediyor. Bu noktada o kullanıcıyı hızlıca kaldığı noktaya yönlendirebilmek gerekir.

Eksi: Ekstra İşlem

Sayfalamanın en büyük eksisi kullanıcının diğer sayfaya geçmek için, geçiş için gerekli bağlantıyı bulması, tıklaması ve yeni sayfanın yüklenmesi gerekiyor. (düğmeler ile ilgili yazıma ulaşmak için buradan buyurun)

Sayfa geçişlerindeki ekstra işlemden ziyade asıl problem çoğu web sayfası ya da uygulama sayfalarda sınırlı içerik göstermesi. Sayfa başına içerik oranını iyi ayarlanmış olmazsa kullanıcılar çok fazla ekstra tıklama yapmak zorunda kalabilir.

Hangisini ne zaman kullanmalıyız?

Sonsuz kaydırmanın en etkili olduğu yerler, içeriğin kullanıcılar tarafından oluşturulduğu sosyal medya tarzında, akış temelli site ve uygulamalardır.

Sayfalandırma, daha çok bir hedefe yönelik site ve uygulamalarda daha işlevseldir.

Google iki tekniği harmanlamak konusunda çok iyi bir örnektir. Google Görseller, arama sonuçlarını, kullanıcıların metinlere göre daha hızlı tarayabilmeleri sebebiyle sonsuz kaydırmayı kullanır. Fakat normal arama sonuçları metin olduğu için klasik sayfalama tekniği kullanılır.

Sonuç
Sonsuz kaydırma ya da sayfalama tekniklerinden birini seçmeden önce iki tekniğin de artı ve eksilerini tartmalı ve arayüz tasarladığınız ürüne uygunluğunu düşünmelisiniz. UX tasarımı yaparken göz önünde bulundurmanız gereken nokta uygunluk ve işlevsellik.  UI ve UX Tasarımı ile ilgili diğer yazılarımı da okumanızı tavsiye ederim…

0