#kötüiş

GarantiOne… Hakkaten Garanti, O Ne?

Son derece klişe bir başlık olduğunun farkındayım; ama GarantiOne için düşünülen böylesine zamanın berisinde bir işe böylesine bir başlık yakışırdı. Bugün garanti müşterileri mesaj ve maillerle uyarıldılar. iGaranti adındaki uygulamaları artık kullanımda değildi. Onun yerine GarantiOne adını verdikleri bir uygulama yayınlamışlardı. Daha doğrusu sadece uygulama değil, yalnızca 18-25 yaş arasına hitap eden ve yalnızca onların kullanabileceği bir hizmet sayılabilir. Şahsen ben de iGaranti kullanan bir insandım. Gayet işimi kolayştırıyordu, seviyordum da uugulamayı. Bankacılıktan epeyce uzaktaydı. İyiydi yani. Kapatmalarına gerek yoktu sanki. Konumuza geri dönersek; GarantiOne, “18 – 25 yaşa hitap eden marka/hizmet” hedefiyle ortaya çıkan sayısız hizmetten biri; ama 2016 yılı biterken gerçekten böyle bir şeye gerek var mıydı açıkçası emin değilim. Genç müşteriyi yakalamak geleceğe yapılan iyi bir yatırımdır. Yıllar önce Worldcard, Vada’larla yaptı. Hepimiz o mor yaratığı göre göre büyüdük ve üniversiteye gittiğimizde ilk başvurduğumuz kredi kartı Worldcard’dı. Çok güzeldi! Fakat artık, o işin yayınlanması, 10-15 yıl öncesi olmasına rağmen aynı yüzyılda değiliz. Hedeflenen yaş kitlesi bir önceki jenerasyonla karşılaştırdığında birbirinden yaşları haricinde hiçbir benzerliği olmayan insanlar. Yıllar öncenin hareketini şimdi yapmak, nasıl mantıklıdır bir düşünmek gerekir. Şahsi fikrim mantıklı değil. Gereksiz bir hareket. Amiyane tabirle de “kalmadı be abicim öyle şeyler.” Eskinin işi gerçekten de, hatta maili gördüğümde muhtemelen şöyle bir reklam kampanyasıyla karşılaşacağız diye düşündüm; Okan Bayülgen‘in coşkulu bir tonla “hey sen.. evet evet sen genç!” diye başlayan bir reklam, “Garanti Gençliği” kafasında senaryolar, reklamlarda/ilanlarda “Burası Benim Yerim!” diyen gençler. (Gençturkcell‘in ilk yıllarını düşünün)

Şimdi asıl konuma geliyorum; Garanti O Ne?

Aşağıda gördüğünüz görsel GarantiOne’ın logosu. garantione logosu Tanıdık geliyor değil mi? Sanki bir yerlerde görümüşsünüz gibi -aynı hissi ben de yaşadım. Bu aslına bakarsanız iyi bir şey. Çünkü yepyeni bir logoyla ve hizmetle ortaya çıktığınızda bir şekilde en çok görünen şey logonuz olacaktır. Logo insanlara garip gelmemeli, onları ürkütmemeli, yabancılık çekmemeli; ama çok da tanıdık şeylerle gelmenin alemi yok! Bu logoyu gördükten sonra ilk yaptığım şey Google Görseller’e girip “one logo” yazmak oldu. Çıkan sonuç şöyle; garantione Arama yapıldğında sadece ilk sayfada 3 tane aynı logodan var. Renkleri değişiktir, fontları farklıdır falan geçiyorum denk gelmiştir dersin bir yere kadar; ama üçüncü sıradaki ve altıncı sıradaki logo GarantiOne logosundan ne kadar farklı. Hatta “355119833” ID numaralı shutterstock görseli, Garanti’nin logosundan oranlarsan maksimum %20 farklılık gösteriyor. Sosyal medyada biri bu logoları paylaşmamdan sonra, “stajyer işi” diye yorum yaptı. Orada da söyledim, burada da söylüyorum; bu stajyer işi değil, bu tam bir ustalık eseri. Google’a “one logo” yazdığında ilk sayfada 3 tane çıkan logoyu ülkenin en büyük markalarından birine satmayı başarmak büyük ustalık gerektiriyor. Stajyer bu işi yapmaz! Stajyer kendini kanıtlamaya çalışan insandır, mümkün olduğunca kendi bir şeyler yapmaya çalışacaktır. Bu blogta veya sosyal medya hesaplarımda görebilirsiniz bu şekilde logo “çakılmış” markalara ve çakan ajanslara ateş püskürürüm. Bu konuda da yalnız değilim, büyük bir çoğunluk bu tarz işlerden rahatsız ve bunu dile getiriyor; ama görüyoruz ki her seferinde daha da büyüyor sıkıntı. Her yeni logo faciası bir öncekinden daha büyük. Avea‘nın logosunun hikayesini hatırlıyorsunuzdur. Graphicriver‘da satışta olan bir logoydu. Sonradan o logo o siteden kalktı falan bir durumlar oldu. Oradaki orijinal logoyu bulmanız için gerçekten baya uğraşmanız gerekiyordu; ama şimdi internette tek bir aramayla 3 – 5 tane bulabilir hale geldik. Birilerinin işgüzarlığı da değil bu. Ülkenin, hatta kimi zaman dünyanın, büyük ajansları tarafından ülkenin en büyük markalarına yapılıyor bu işler.

Tek şey söyleyeceğim; YAZIK!

Bu işi yapana da, satana da, satın alana da yazık demiyorum, sektörün bu hale gelmesi yazık. Ülkenin reklam sektörü kötüye gidiyor ve bu gidişin hızı geometrik olarak artıyor hergün. Kalifiye insan sıkıntısı çok fazla sektörde, neredeyse kaçıyor insanlar artık. Meydan da işgüzarlara kalıyor böyle. 3 kuruşa, yarım yamalak işler yapan adamlar çalıştırıp 3 kuruşluk işleri 3 milyon dolara satmanın peşindeler. Ne yazıktır ki markalar da bunları alıyor. Bir yerde de alan razı veren razı, bize bu durumda laf düşmez orası da bir gerçek. Düzelir mi? Ülkenin en prestijli reklamcılık ödüllerinin birinin bile konseptinin çalıntı olduğu ortaya çıkan bir ülkede, o ödül törenin ödül alan 10 işten de 8’i çalıntı çıkıyorsa, yaratıcılık festivallerinde en prestijli(?) ödülleri en prestijli sponsorlar alıyorsa, kalifiye insanlar sektörden çıkıp başka işler yapmayı düşünüyorsa, ilk düşünülen iş yapmak değil iş satmaksa… siz söyleyin düzelir mi?