Önemli bir soru: Bu kadar işi kim yapacak?

Uzun zamandır bir şeyler yazıp paylaşmasam da ben de ara ara bir şeyler yazıyorum malumunuz. Bunu bir kazanç kapısı ya da kendi reklamımı yapmaktan ziyade “anlatmak istediğim şeyler var bunu da en rahat yazarak anlatabiliyorum” düşüncesiyle oluşturduğum blog ve medium sayfası üzerinden yapıyorum. Bu kadar. Bu yazıyı da bildiğim şeyleri anlatmak için değil gözüme çarpan bir şeylerden bahsetmek için yazıyorum. İç dökme de diyebiliriz.

Kendimi anlattığıma göre şimdi de bu yazıyı neden yazdığım konusuna geleyim. Son 1–2 yıl içinde tasarım dünyasıyla ilgili sosyal mecralarda çok fazla paylaşımlar yapılmaya başlandı. Uzun zamandır yapılıyordu gerçi; ama son zamanlarda bunlar birer “tasarımcı fenomen” haline gelme çabası gibi geliyor bana. Özellikle sosyal medyanın bu kadar alıp yürümesi ortaya “uzmanlar” çıkartmıştı zaten; ama artık bu bizim dünyamıza da atlamış bulunuyor. Acı; ama gerçek…

Bu bahsettiğim uzmanlar arasında tabi ki gerçekten uzman olanlar var; ama son yıllarda uzmanlık takipçi sayısı ile ölçüldüğünden gerçekten işin uzmanı olan bir sürü insanın adını dahi duymuyoruz.

“Eğitim verem mi?”

Bir aralar eğitim vermek çok modaydı. Eğitmenlere laf etmek istemiyorum; ama şahsi fikrim bir işi yapmadıysan öğretemezsin. Eğitmenlerin geri planlarına baktığımızda bırakın işi yapmayı, bu eğitimi verebilecek yaşa (tecrübe olarak düşünülmeli) bile sahip değillerdi genelde. Bu kuvvetle muhtemel bu okulların(?) işine gelen bir durum. Tecrübeli bir eğitmen, her meslekte olduğu gibi, pahalıdır. Maliyeti neden artıralım ki?

Tecrübesi olmayan, bu işi hiç yapmamış, bir portfolyoya bile sahip olmayan kişi sana ancak programları kullanmayı öğretebilir. Bu yeterli mi? Tabi ki değil. Bizim program dediğimiz şey bir araçtan başka bir şey değildir. Araçlar, kişinin işini kolaylaştırır yalnızca. İşin kendisini yapabilmeni sağlamaz. İşin nasıl yapılacağını size göstermez. Program kullanmayı biliyor olmak tek başına yeterli değil. Ben de matkap, çekiç, testere gibi aletler kullanabiliyorum; ama bir sandalye yapamıyorum. Çünkü yeterli bilgiye sahip değilim. Bu yeterli bilgiyi de hayatında hiç sandalye yapmamış birinden alacağımı da sanmıyorum. Dünya üzerindeki binlerce çeşit sandalyeyi, sandalyenin tarihini yalamış yutmuş olabilir; ama bir sandalye yapmadıysanız bu bilgi hiçbir şey ifade etmez. En azından benim için. Hiç sandalye yapmadıysanız, bir sandalye yapmanız olası değil.

Linkedin’de Etkileşim Kasmayı Aksatmayalım Lütfen!

Kendi işimle ilgili bağlantılarımın sayısı haliyle daha fazla Linkedin’de. Ve yine işimle ilgili gruplara/sayfalara da katılıyorum. Son zamanlarda “hangi ux daha iyi?” paylaşımları çok fazla gözükmeye başladı. Bu paylaşımlarla ilgili inceleme yapmak istemiyorum, çünkü bence bir çoğu konuyu çok yanlış anlamış zaten. Neye göre, kime göre “daha iyi ux”?

Ama sektörde olan ya da olmayan bazı insanlar “tasarımcı fenomen” olmak için yırtınıyor gibi geliyor bana. Bu bir tarafıyla anlaşılır bir şey. Belki de sektör gelir ortalamaları çok düşük olduğundan tanınmanın getirisini istiyor olabilir, kendilerine yeni kapılar açmak istiyor olabilir ya da tanınıyor olmanın nasıl bir his olduğunu yaşamak istiyor olabilir. Bir sürü sebebi olabilir bu durumun; ama herkes bu kadar birilerine bir şeyler öğretmek, kendilerini göstermek isterken en başta sorduğum soruyu sormak istiyorum: bu kadar işi kim yapacak?

Herkes birilerine bir şeyler öğretmek isterken, öğrenilenleri kim uygulayacak?

Yazan /

[email protected]

Kafa kağıdımda doğum tarihim 1 haziran olsa da, annemin verdiği bilgilere dayanarak söylüyorum ki Mayıs ayının 29.günü, beş buçuk kilo ağırlığında, Sakarya ilinin şirin mi şirin Karasu ilçesinde dünyaya gelmişim.

Yorumla