Your address will show here +12 34 56 78
#tasarım, #ux, e-ticaret

İnsanlar günden güne çok daha fazla online alışveriş yapıyor artık. Online alışveriş insanlarda belli bir güven elde etmeyi başardı. Eskisine göre online alışveriş müşterisi daha seçici ve daha bilgili. Azımsanmayacak derecede bir kısım tasarımı ve kullanımı çekici değilse bir e-ticaret sitesinden ayrılma eğiliminde. Bu noktada e-ticaret kullanıcı deneyimi tasarımı çok büyük önem taşımaya başladı.

E-ticaretin bir başka olumlu yönüyse küçük işletmelerin de pazarda bilinmesine ve tercih edilmesine yol açması. Artık küçük işletmeler de kendi müşteri kitlelerini oluşturur hale geldiler. Böyle bir ortamda e-ticaret kullanıcı deneyimi tasarımı, tercih edilebilirlik açısından daha önemli hale geldi ve büyük ya da küçük farketmeksizin şirketler kullanıcı deneyimine yatırım yapmaya iyiden iyiye başladılar.

Gelin daha iyi bir kullanıcı deneyimi tasarımı yapabilmek için birkaç ipucunu inceleyelim.

Öncelik güzel görünmek değil, işlevsellik olsun.

Yıllarca, tüm arayüz tasarımlarında olduğu gibi, e-ticaret siteleri de bir çok tasarım eğiliminden geçti. Bir dönem çok fazla ön planda olan bazı eğilimler, bileşenler ya da teknikler çok kısa bir süre sonra tamamen unutulup gitti.

Video arkaplanlı sliderlar, parallax kaydırma efektleri, otomatik oynatmaya sahip karuseller… bir dönem hepsi e-ticaret sitelerinde sıkça yer ediniyordu. Bunun en büyük nedeni tabi ki çok güzel ve ilgi çekici görünebilmeleriydi. Fakat işin özünde, özellikle e-ticaret sitelerinde, müşterinin aradığı şey süslü, fantastik ya da ne derseniz artık öyle tasarımlar değil. Video arkaplanlı bir slider muhteşem gözükebilir; ama bir e-ticaret sitesinde ne kadar kullanışlı olur?

Hem estetik hem de işlevsel kaygıları olmalı; ama daha çok işlevsel kaygılarla düşünülmeli.

İnsanlar, ürünlere kolay erişebilmeyi, ayrıntılı bilgi alabilmeyi, hızlıca ürünü seçip ödeme yapabilmeyi istiyor. Özellikle ilk izlenim için güzel bir tasarım olmasının büyük önemi var ama bu güzellik işlevselliğin önüne geçiyorsa bazı noktaları tekrar değerlendirmekte fayda var.

Odak nokta; kişiselleştirme.

Kişiselleştirme, markalarla müşteriler arasında bir bağ kurulmasında yardımcı olur. Fakat artık özellikle e-ticaret dünyasında bundan daha fazlası anlamına geliyor. Çok fazla sayıda seçenekleri olduğu için kişiselleştirme hareketleri müşterinin sadakatini kazanmanın bir yolu haline geldi.

Bizim ülkemizde neredeyse her alanda yeri olan “müdavimcilik” anlayışını kullanmalısınız. Müşterinizi tanımalı, ona ismiyle hitap etmeli, ne istediğini ondan önce bilmelisiniz. Bu tarz uygulamalar müşteride amiyane tabirle “bizim marka” imajını güçlendirecektir. İyi bir e-ticaret kullanıcı deneyimi tasarımında geçmiş davranışları kullanarak kişiselleştirilmiş öneriler müthiş önem taşır. Önceki alışverişlerine dayanan ürün önerileri, müşterilerin beğenme ihtimali yüksek olan yeni ürünler bulmasını sağlayacak, deneyimi olumlu etkileyecek ve kısaca dönüşüm oranını artıracaktır.

Örneğin Hepsiburada üzerinde görebileceğiniz “Sıklıkla Beraber Alınanlar ” gibi oldukça basit bir bölüm eklemek kişiselleştirme uygulamalarına harika bir örnektir.

e-ticaret kullanıcı deneyimi

Kişiselleştirilmiş bir mail ya da önerilenler bölümü de işe yarar bir uygulamadır. Hatta çoğu zaman sizi büyük bir yatırım yapmaktan da kurtaracaktır.

Ödeme adımlarını basitleştirmek

Bir e-ticaret sitesinin hatta oradan da tüm bir işletmenin ayakta kalabilmesini sağlayan nokta işte tam burası. Vaat ettiğin ürünü ya da hizmeti satabilmek bir işletmenin en büyük amacıdır. Varlığını devam ettirebilmesinin tek yöntemi budur.

Bu noktada basit bir ödeme işlemi olması işleri kolaylaştıracaktır. Daha az adım içeren ödeme işlemleri, daha yüksek dönüşüm, daha düşük vazgeçme oranı ortaya çıkartır. Ancak daha az adım derken her şeyi aynı sayfaya toplayıp, bir karmaşa içinde ödeme yaptırtmaya çalışmaktan bahsetmiyorum.

Ödeme adımları konusunda olumlu bir e-ticaret kullanıcı deneyimi için şunları yapabilirsiniz;

– Dikkat dağıtan, gereksiz ve fazla her şeyi kaldırın ve geriye sadece işlemi tamamlamam için gerekli işlevler kalsın.

– Eğer yeni bir müşteriyse, uzun uzun kişisel bilgilerini sorup bir profil oluşturmak yerine facebook ya da başka bir sosyal ağdan giriş yapmalarını sağlayın.

– Üyeliksiz ya da misafir oturumunu kullanın. İnsanlar kişisel bilgilerini kalıcı olarak üçüncü şahıslarla paylaşmak istemeyebilir.

– Hassas bilgiler için (telefon numarası, ödeme işlemi, mail adresi) gibi bilgiler için veri doğrulama işlemini kolaylaştırın.

Liste oluşturulabilmesini sağlamak

Bir kullanıcı, e-ticaret sitenize girdi diye sizin ürününüzü ya da hizmetinizi kesinlikle satın alacak diye bir durum söz konusu olamaz. Bu noktada potansiyel müşteriyi, gerçek müşteriye çevirmenin yollarından biri liste oluşturmasına izin vermektir. Beğendiği; fakat o an için belki de almak konusunda kararsız kaldığı bir ürünü oluşturduğu listeye kaydetme ve sonra tekrar gözden geçirme şansını vermek dönüşüm olasılığını artıracaktır.

Hali hazırda satın alma kararını netleştirmemiş olan potansiyel müşteri, eğer listeleme yapabildiği özellik yoksa vazgeçtiği ana kadarki süreci tekrardan yapmak zorunda kalacaktır. Böylesi bir durumda potansiyel müşteri aynı ürünleri bulamayabilir, web sitesinde gereksiz süreler geçirebilir… Bu da yine kararsızlığını besleyebilecek durumlardır.

Liste hazırlama özelliği basit bir özelliktir. Eğer web siteniz böyle bir özelliği zaten barındırıyorsa açıkça görünebilir ve anlaşılabilir olduğundan emin olun.

Alışverişi alternatif kanallar ile genişletme

Markanızın bir mobil uygulaması yoksa büyük bir fırsatı kaçırıyorsunuz. Potansiyel müşterileri, müşteriye, müşteriyi sadık müşteriye çevirmede mobil uygulamaların payı azımsanmayacak derecede fazladır.

2018 yılında ABD’de, e-ticaret alışverişlerinin üçte birinden fazlası mobil cihazlar üzerinden gerçekleşti. Ortada 1 trilyon doların üzerinde bir satış rakamı var. Bu pastadan pay almamak mantıksız olur.

Google araştırmalarına göre e-ticaret alışverişi yapan insanların neredeyse yarısı bütün satın alma işlemini mobil cihazları üzerinden yapıyor ve bu kalabalığın büyük bir kısmı web sitesi değil uygulama üzerinden satın alma gerçekleştiriyor.

Farklı bir alternatif kanal da pazar yerleri ve sosyal medya siteleri de kullanılabilir.

Trendleri takip etme

Aslında bir e-ticaret kullanıcı deneyimi tasarımı yalnızca web sitesi ile sınırlı değil. Bütünsel bir bakış açısına sahip olunmalı. Müşterilerinizin deneyimini kolaylaştırmak için kapsamlı bir deneyim tasarlamalısınız. Bu bütünsel anlayışta yeni trendleri takip etmeniz ve sürekli geliştirme yapmanız faydalı olacaktır. Bu sürekli geliştirme düşündüğünüz kadar da zahmetli bir iş değil, müşterilerin ne aradığını bildikten ve mevcut zorlukları iyi analiz edip çözüm yolu bulmalısınız.

0

#ui, #ux

Bugün çok çok ince bir çizgide duran (ki bu çizginin de ince olması adına yaraşır bir davranıştır) bir kavramdan, minimalizmden ve minimal UI tasarımı konusundan bahsedeceğiz.

Minimalizm’i (haliyle) kısaca tanımlamak gerekir; sade ve basit. Minimalizm aslında her şeye uyarlanabilir bir anlayıştır. Edebiyatta, müzikte, sanatta, yaşam şeklide, giyimde, konuşmada… her şeyde minimalizm etkisini gösterebilir ve bu kadar farklı dallarda kullanılsa bile anlamını ve etkisini yitirmez.

Görsel sanatlarda minimalizm 60’lı yıllarda iyice gelişmeye başlamış bir akımdır. Minimalizmin temel ilkesi yalnızca gerekli öğeleri kullanmak ve kişilerin algısını tek bir şeye odaklamaktır.

“Daha fazla yere değil, daha az şeye ihtiyacınız var.”

Joshua Becker

Minimalizm, daha az şey kullanarak daha fazla şey söylemekle ilgili değildir. Bu akım söylemek istediğini en kısa, en basit ve en estetik şekilde söyleyebilmektir ve bu (öyle gözükmese bile) aslında çok da kolay değildir.

SURF – Interactive storytelling by Nick Herasimenka

Minimalizmin karakteristik özellikleri

– Basitlik
– Açıklık
– Dikkatli bir oran ve kompozisyon
– Genellikle büyük miktarda boş alan
– Temel unsur olarak tipografi
– İşlevsel olmayan, dekoratif tüm unsurların ortadan kaldırılması

Liste pek tabi uzatılabilir; ama bu hem vakit kaybı hem de bu yazının ruhuna aykırı olacaktır. 🙂

Minimal UI Tasarımı

Bugün web site ya da uygulama arayüz tasarımlarında minimalizm yoğun olarak kullanılmaktadır. Mümkün olduğunca kullanıcı dostu ve basit bir arayüz tasarımı yapmak amacıyla yola çıkıldığı için, bu yolun minimalizme varması da işten bile değildi zaten.

Flat design

Flat design (düz tasarım) modern dijital arayüzlerde minimalizmin en büyük destekçisidir. Flat design’ın en belirgin özelliği gerçekçi skemorfik görseller yerine 2 boyutlu görseller kullanmasıdır. Düz tasarımda genellikle daha az öğe, daha az kıvrım vardır ve gölge, ışık, renk geçişi veya doku kullanmaktan da kaçınılır. Bu da çok farklı ekran boyut ve çözünürlüklerinde çalışmanın en iyi şekilde görünebilmesini sağlar.

avsc. 6 by Wojciech Zieliński 

Sıkça yapılan bir hata olarak düz tasarım ve minimalizm birbirine karıştırılır; fakat aslına düz tasarım tek başına minimalist bir yaklaşım demek değildir. Düz tasarımda grafikler ile ilgilenilirken, minimalizm genel olarak düzen ve kompozisyonla ilgilenir. Düz tasarım mantığında yapılan bir iş bu haliyle minimalist olmayabilir.

Monochrome ve sınırlı renk paleti

Daha önce renkler ile ilgili birkaç yazı paylaşmıştım. Minimalizmde ise işler biraz daha farklı tabi. Minimal bir arayüz tasarımında, monokrom renk paleti kullanabilir ya da olabilecek minimum seviyeye çekebilirsiniz. Kısıtlı renk paleti kullanmak renk seçiminizi daha da güçlü hale getirecektir.

Monochrome Homepage Watch by Ssilbi NG

İyi bir tipografi

Tipografi, diğer her şeyde olduğu Minimal UI tasarımı konusunda da sadece içeriği iletmeye değil aynı zamanda stili de belirlemeye yardımcı olur. Yalnızca renk seçimi ve grafik stiline dikkat edip uyumsuz bir tipografi yapmak tasarımınızın seviyesini aşağı çekecektir. Yazı tipi seçiminde, kullanılan yazı tipinin öneminden daha önce bahsetmiştim, aynı şeyler burada da geçerli.

Seçim sınırlaması

Minimalizmin, minimal UI tasarımı konusunda en güçlü olduğu nokta kullanıcı konsantrasyonudur. İşlevselliğe ve sadeliğe odaklı olması, fazladan dekoratif öğelere, fazladan detaylara sahip olmadığından kullanıcının dikkatini tek bir yere çeker ve kullanıcının siteye ne amaçla girdiyse o amaca yönelmesini sağlar.

Çabuk ve sezgisel gezinme

Minimal UI tasarımı yaparken gezinme konusu bir zorluk yaratabilir. Tasarımcı, minimal bir tasarım yaparken en yüksek öneme sahip unsurları ön plana çıkartmak zorundadır.

Gezinme öğelerini gizleyecek birçok farklı yol var; fakat kullanılmadan önce iyice üzerine düşünülmeli ve test yapılmalıdır. Örneğin “hamburger menu” üzerinden konuşursak, bazı tasarımlarda gözden kaçabilir, tasarımın içinde kaybolabilir bu üç küçük çizgi. Ya da direkt olarak kullanıcıların etkileşimini zorlaştırabilir. Minimalist bir tasarım yaparken olumlu bir kullanıcı deneyimi için sorun oluşturmamak gerekir.

Negatif alanlar

Dijital tasarımlarda beyaz alanlar, negatif alanlar olarak adlandırılır ve aslında buralar “beyaz renkli yerler” değil boşluklardır. Negatif alanlar özellikle monokrom ya da sınırlı renk paleti kullanılan tasarımlarda kontrast oluşturmada ve okunabilirliği artırmada büyük tol oynar.

Palmers Hero by Ilia Semenov 

Kontrast

Minimalizm sadelik ve işlevselliği ön planda tutarken sınırlı kaynaklarını daha etkili şekilde ön plana çıkartmak için sırtını kontrasta yani karşıtlığa dayar. Renk seçimi ve yerleşimde kontrast oluşturacak kombinasyonlar tercih edilir.

2

#ui, #ux

Arayüzde navigasyon konusu UX tasarımının temel konularından biridir. Neden çok önemlidir sorusunun cevabı ise kullanıcılar belli bir amaç için arayüzünüzle etkileşime geçecekler ve yolu düzgün göremiyorsanız hedefe ulaşmak da zorlaşır. Her geçen gün daha fazla uygulama, web sitesi vesaire gibi arayüzle karşılaşan kullanıcılar sezgisel olarak kolay bir dolaşım bekliyorlar. Bu yüzden bu web tasarım sözlüğü‘nün bu bölümünü menü, düğme, gibi dolaşım ve etkileşim bileşenlerine ayırdım.

Navigasyon (Dolaşım, Yönlendirme, Gezinme)

Temel anlamıyla, navigasyon bir aracın bir yerden başka bir yere gitmesini sağlayan faaliyettir. Bu bir makine faaliyeti de olabilir, bir insan faaliyeti de. Fakat özünde iki nokta arasındaki planlı rotayı bir başkasına aktarmak vardır denilebilir. Kullanıcı deneyimi tasarımı tarafında baktığımızda navigasyon, kullanılabilirlik seviyesini belirleyen bir kavramdır. Bu durumda bir uygulama ya da web sitesi kullanırken, kullanıcıyı yönlendiren, hedefe ulaştırmayı sağlayan ve başarılı bir şekilde etkileşime girmesini sağlayan eylemler ve tekniklerdir. Kullanıcılar için en iyi ve en kolay rotayı belirlemektir.

Navigasyon, tasarım aşamasının en başında göz önünde bulundurulmalıdır. Böylece kullanıcı dostu bir rota belirlemek kolaylaşacaktır.

Menü

En temel gezinme öğesidir. Kullanıcıların, arayüzle etkileşime geçmelerini sağlayan bir grafiksel kontrol ünitesi diyebiliriz. Temel olarak arayüzün işlevini destekler şekildedir. Örneğin bir uygulamada “Kaydet”, “Sil” “Kapat” gibi temel işlevleri bu bileşen barındırır. Ya da satın alma, kategoriler, sayfalar gibi.. Menüler, arayüzde farklı konumlarda (üst, yan, alt menü gibi) ve görünüm ve etkileşime (kayan, aşağı ya da yukarı açılan menü gibi) sahip olabilir. Tasarımcının bu yelpazede görevi yalnızca menü yerleşimi yapmak değil potansiyel ve hedef kullanıcının istek ve beklentilerini dikkate alarak, analiz yaparak işlevselliği, yerleşimi ve düzeni sağlamaktır. İyi tasarlanmış bir menü olumlu kullanıcı deneyimini artıracaktır.

Bar (Çubuk)

Etkileşimin bazı temel aşamalarını barındıran kısımdır. Genellikle uygulamalarda alt kısımda hızlıca temel etkileşimleri gerçekleştirmeye olanak sağlar. Instagram, twitter, facebook gibi sosyal medya uygulamalarının neredeyse tamamında bu bar kullanımını görebilirsiniz. Kullanıcıyı olabildiğince uygulamanın temel özelliklerini, hızlıca kullanmasını sağlayan bir bileşendir.

Temel olarak bar (ya da çubuk) türleri şu şekildedir.

Tab Bar (Sekme Çubuğu)

Genellikle mobil uygulamalarda ve yine genellikle ekranın alt kısmında konumlandırılmıştır ve uygulamanın bölümleri arasında hızlı geçiş yapmayı sağlar.


Loading Bar (yükleme çubuğu)

Mevcut eylemin hangi aşamada olduğunu yüzde ya da zaman olarak gösterir. Kullanıcı işlemin ne kadar süreceği ile ilgili fikir sahibi olmuş olur.

 


Progress Bar (İlerleme çubuğu)

Yapılan faaliyetin ne kadarının yapıldığını ve sürecin ne kadarının tamamlandığını gösterir.


Button (Düğme)

Button ya da düğme tüm arayüzlerin en popüler bileşenidir. Kullanıcıların dijital arayüzde etkileşime girmelerinin en kolay yoludur. Çünkü aslında dijital arayüzlerdeki butonlar gerçek hayattakilerin birer kopyalarıdır. Button ile ilgili daha detaylı bilgiyi “Buton Tasarımı” ile ilgili yazımdan öğrenebilirsiniz.


Switch (anahtar, şalter)

Gerçek hayattaki gibi, iki seçenek arasından bir tanesini seçmesine olanak sağlar. Açık ya da kapalı gibi. Burada önemli olan nokta iki seçenekten hangisinin seçildiğini kolayca açıklayabiliyor olmalı. Renk farklılıkları gibi etkilerle bu sağlanabilir.


Picker (seçici)

Özellikle doğum tarihi, saat gibi çoklu seçeneklerden birini seçilebilmesini sağlar. Kullanıcı örneğin doğum tarihini seçmek için açılan picker’dan tarihleri yukarı ya da aşağı kaydırarak doğru olanı bulur ve seçer.


Checkbox (tik!)

Tik atmak dediğimiz işlevin arayüze uyarlanmış hali diyebiliriz. Bir onay vermek, çoklu seçeneklerden birini işaretlemek gibi işlevlerde kullanılır.

0

#ux
Herkes biliyor ki ilk intibayı değiştirmek inanılmaz zordur. (belki ikinci bir şans yoktur bile denilebilir.) Bu durum dijital dünyada ise çeşitlilik ve rekabetten dolayı imkansıza yakındır. O yüzden kullanıcıya (özellikle yeni kullanıcıya) yaratacağınız ilk intiba çok önemlidir ve haliyle bu intiba yaratma işinde web sitenizin belli bölümlerinin daha çok etkisi vardır, belki de header tasarımı da bunun en önemli kısmıdır.

Bu yazımda bunlardan biri olan, daha önce de Web Tasarım Sözlüğü‘nde kısaca değindiğim, header’dan bahsedeceğim ve header tasarımı yaparken kullanabileceğiniz bazı ipuçları vereceğim.

Header nedir?

Header, basitçe, bir web sayfasının en üstteki kısmıdır. Sayfaya ilk girişte, daha ilk saniyede, kaydırma yapmadan gördüğünüz şeydir. Bu haliyle epeyce stratejik bir durumu vardır.

Header, genelde “menü” olarak anılsa da aslında çok daha fazla şey barındırır bünyesinde. Bir örnek ile inceleyelim.


Nasıl gözüktüğünü bir kenara bırakıp yalnızca barındırdıklarına bakıyoruz. En üstte logo, menü ve giriş butonu bulunuyor. Hemen altında da büyükçe bir görselle (belki slider da olabilir) açıklamalar ve hemen altında da kullanıcıyı etkileşime çağıran bir buton bulunuyor. En altta ise sayfayı kaydırabildiğimizi belirten bir de küçük aşağı yönlü ok bulunuyor. 

Bir header’da neler bulunur?

Header bir çok şeyi barındırabilir;

  • marka kimliği. Marka kimliği çok geniş bir içeriği kapsıyor aslında. Haliyke header e bütün bir marka kimliğini koymak hem manasız hem de imkansızdır. O yüzden marka kimliğinin logo, marka adı, slogan, maskot, kurumsal renkler gibi temel unsurları koymak gerekir.

  • Ürün ya da hizmetin temasını ve amacını belirten küçük bir alan.

  • sayfalara ve içeriğe bağlantılar

  • sosyal medya bağlantıları

  • telefon numarası, elektronik posta gibi temel iletişim bilgileri

  • eğer arayüz çok dilli ise dil değiştirme bileşeni

  • arama alanı

  • abonelik alanı

  • sepet ve istek listesi

  • bir yazılımsa indirme, uygulama mağazası, deneme sürümü gibi bağlantılar


Yukarıdaki tüm bileşenleri bir header tasarımı yaparken mutlak kullanmaya gerek yok haliyle. Ama isterseniz tabi koyabilirsiniz tamamen sizin tercihiniz; ama böyle bir durumda bilgi yüklemesi olacak. Çok daha fazla bileşenin olması ilk bakışta daha fazla şey aktarıyormuş hissiyle iyi görünebilir ancak kullanıcının dikkatini asıl yoğunlaşması gereken bileşenlerden uzaklaştırır. O yüzden header tasarımı yaparken en başta iyi bir strateji yapmalısınız.



Header neden önemlidir?

Header kısmının birden fazla önemi vardır. 

Göz önünde bulundurulması gereken ilk şey, kullanıcıların bir web sayfasıyla ilk saniyede nasıl etkileşimde bulunduğunu gösteren göz tarama modelleri. İnsanlar bir siteye giriş yaptıklarında ilk yaptıkları şey tüm içeriği taramaktır. Detaylı inceleme yapmadan önce istemli ya da istem dışı olarak içeriği genel olarak tararlar. Kendilerini bu web sitesinde zaman geçirmeye ikna edebilecek bir şey ararlar. İşte bu noktada kullanıcıyı ikna etmek konusunda en büyük rol header’a düşüyor. 

Okunabilirlik ve Hiyerarşi

Okunabilirlik gördüğünüz gibi yine karşımıza çıktı. Bir web sitesinin ilk amacı, kullanıcıya amacını anlatmaktır. Bir ürün mü tanıtıyor? Bir hizmetten mi haberdar ediyor? Bir sosyal sorumluluk projesine destek mi arıyor? Bunların tamamını, web sitelerinin çoğu metin içeriklerle kullanıcıya ulaştırır. O yüzden okunabilir olmak bir web sitesinin, tüm bileşenleri için, olmazsa olmazdır. 

Okunabilirliği artırmak için özellikle renk ve tipografi konusunda çok dikkatli olmalısınız.


Kullanıcılar, genel olarak üç şekilde web sitelerinde tarama yaparlar. Bunlar “F-modeli”, “Z Modeli” ve “Gutenberg Modeli” olarak adlandırıyoruz. Bu modellemeler ile kullanıcıyı tanıyarak arayüzünüzün başarısına katkıda bulunabilirsiniz.


header tasarımı

Bu model, daha çok bilgi ve metin, daha az görsellik barındıran durumlarda genellikle kullanılıyor olan tarama modelidir. Klasik şekilde, dört köşeye yerleşmiş olan noktalar arasında, soldan sağa, oradan da yine sol alta ve tekrar sağa doğru devam eden bir tarama biçimidir. Bu bir web sitesi de olabilir, bir afiş de olabilir, bir kitap da olabilir. İnsanlar çoğunlukla bu modeli kullanırlar.


header tasarımı

Z-Modeli’yle ise Gutenberg modeline oranla daha fazla görsellik barındıran durumlarda karşılaşıyoruz. Tarama yönü Gutenberg modeli gibi soldan sağa ve aşağı yönlü olsa da, görsel oranı daha fazla ve içerik daha çok bölündüğü için yönlenme sayısı da fazla olacaktır.



header tasarımı

Diğer bir model olan F modelinde ise kullanıcı içeriği soldan sağa düz bir şekilde tarar. Sonrasında sayfayı aşağı yönde hareket ettirir ve bu sırada yukarıdan aşağı içeriğin sol kısmını dik bir şekilde tarar. Sonrasında yine soldan sağa bir hareket yapıp, yine aynı şekilde yukarıdan aşağı dik bir tarama yapar. Özellikle arama motoru sonuçlarında rastlanılan bir tarama modelidir. (Bu tarama modelleri ile ilgili yakında daha detaylı bilgi vereceğim.)

Özetle; header’in önemi bir web arayüzü için tartışılmaz şekildedir. Saniyeler içinde karar veren kullanıcıyı “burada kalmalısın” diye ikna edici bir görevi vardır. Bununla beraber bir web arayüzü için header bölümü bir zorunluluk değildir tabi. Header’in işlevini başka yaratıcı yollarla karşılayan örnekler de mevcut. Ama header’in olup olmaması da, olursa nasıl olması gerektiği de diğer her şey gibi bir araştırma ve analiz sonucunda karar verilmesi gereken şeylerdir.

0

#tasarım, #ux

UX tasarımı ile ilgili en detay noktalarından biridir içeriklerde bölümlendirme. Peki bu bölümlendirmeyi nasıl yapacağız? Sonsuz kaydırma (infinite scrolling) mı yoksa sayfalama (pagination) şeklinde mi? İki tarzın da artıları ve eksilerini inceleyerek seçim yapmanızda yardımcı olmaya çalışacağım.


SONSUZ KAYDIRMA (INFINITE SCROLL)

Sonsuz kaydırma, içeriğin bölümleri arasında belirlenmiş bir bitiş çizgisi olmadan, sayfayı kaydırdıkça içeriğin diğer bölümlerin yüklenmesini sağlayan bir tekniktir. İçeriği okurken ya da görürken deneyim sekteye uğramaz, devamlı bir haldedir. Bu yönüyle cazip gelse de her içerik/site/uygulama için genel bir çözüm değildir.

Artı 1 – kullanıcı katılımı

Sonsuz kaydırma yöntemiyle, kullanıcıyı sayfanızda ya da uygulamanızda daha fazla kalmasını sağlayabilirsiniz. İçerikleri görüntülemek için sayfayı kaydırmaya devam etmesi de etkileşimi artıracaktır. Özellikle sosyal medya gibi bir içerik denizinde sonsuz kaydırma, içeriklerin yüklenmesini beklemeden etkileşime girmek için çok etkili bir yoldur.

Sonsuz kaydırma, kullanıcıların belirli bir şeyi aramadığı “keşif” odaklı sayfa ve uygulamalar için neredeyse bir zorunluluk sayılabilir. Sonsuz kaydırma ile keşfettiği içerikler sayesinde daha fazla zaman harcayacak ve etkileşiminizi artıracaktır.

Artı 2 – kaydırma tıklamadan iyidir.

Kaydırma, tıklama ya da dokunmadan daha iyi bir deneyim sunar. Fare tekerlekleri ya da dokunmatik ekranlar bu kaydırma işlemini çok hızlı hale getirdiler. Sürekli ve uzun bir içerik için sonsuz kaydırma, metni sayfalara ayırmaktan daha kullanışlıdır.

Artı 3 – kaydırma mobil cihazlar için daha iyidir.

Özellikle dokunmatik ekranlar sonrasında kaydırma hareketi çok daha kolay bir hal aldı. UX tasarımı işte bu yüzden daha da önemli hale geldi. Kullanıcılar sezgisel olarak içerikle etkileşime geçmeye başladılar. Mobil cihazlardaki kontroller sonsuz kaydırma için mükemmeldir.

Eksi 1 – sayfa performansı

Sayfanın hızlı yüklenmesi, kullanıcı deneyiminin her şeyidir. Tüm deneyimi planlarken ilk önce aklınıza bu gelmeli. İstediğiniz kadar benzersiz biz deneyim tasarlayın, sayfa yüklenme süresi uzunsa kullanıcınıza veda etmeye hazırlıklı olun. İşte sonsuz kaydırmanın handikaplarından biri de bu. Sayfayı kaydırmaya devam ettikçe yüklenen veri artacak ve bir noktadan sonra yükleme performansı düşmeye başlayacak. Bu performans düşüşü özellikle kısıtlı donanım sahibi cihazlarda takılmalara bile sebep olabilir.

Eksi – 2: yer belirleme

Nerede kalmıştık? Kullanıcılar içeriğin belirli bir noktasına geldiklerinde oraya bir işaret koyamazlar. Oldu ki içeriğinizin yarısında bir şekilde sayfadan ayrıldı. Sonra geri döndüğünde ne yapacak? En baştan aşağı doğru kaydıracaklar. Kullanıcı bunu yapmak istemez.

Dünyanın en büyük pazaryeri sitelerinden Etsy, 2012 yılında arama sonuçlarında sonsuz kaydırma tekniğini kullandı. Sonuç? Kullanıcı etkileşimi azalmaya başladı. İnsanlar uzunca bir listeyi gözden geçirdikten sonra, listenin başındaki ya da sonunda bir ürüne gitmek için az önce yaptığı kaydırma işlemini tümden geriye doğru yapmak zorundaydılar ve yapmak istemediler.

Eksi – 3: saçma kaydırma çubukları

Kaydırma çubuğunun uzunluğu ve konumu sayfanın içerdiği veri miktarıyla orantılıdır. Bir içeriği okurken kaydırma çubuğu 150px yüksekliğinde ve sayfanın sonuna yaklaşmış haldeyken, bir sonraki cümleye geçmek için kaydırdığınızda 70px’e düşse ve sayfanın ortasına gelse kullanıcı ne hisseder? Siz ne hissedersiniz?
Bu can sıkıcı histen kurtulmak için bazı arayüzlerde kaydırma çubuğunu gizleyenler çıktı. Durumu kurtarmak yerine daha vahim hale getirmek denen şey işte tam olarak bu.



SAYFALAMA (PAGINATION)

En klasik yöntemdir. İçerik belirli bölümlerinden sayfalara ayrılır. Sayfanın sonuna geldiğinizde sayfa numaralarını görürsünüz.

Artı – 1: iyi dönüşüm

Sayfalamanın en büyük artısı içeriğin boyutunu kestirebilmenizdir. Özellikle listeleme sayfalarında kullanıcının aradığı şeye ulaşmasında kolaylık sağlar.

Google arama sonuçlarını sayfalayarak vermesi iyi bir örnektir. Kullanıcı aradığı şeyin alaka düzeyinin, sayfa sayısıyla ters orantılı olduğunu bilir ve ona göre hareket eder.

Artı 2 – kontrol hissi

Sonsuz kaydırmada bir noktadan sonra istediğiniz kadar kaydırın sona gelmeyecekmiş gibi hissedersiniz. (sosyal medya siteleri ve uygulamalarında durum neredeyse buna yakındır zaten)

Kullanıcılar mevcut sonuçların sayısını bilirse sonsuz kaydırma’ya nazaran daha bilinçli hareket ederler ve sonuç sayısını bildikleri için aradıkları şeye ulaşmaları ne kadar vakitlerini alacağını tahmin edebilirler.

Artı – 3: yer bulma

Sayfalandırılmış bir arayüzde kullanıcı aradığı şeyin konumu hakkında sezgisel olarak bilgi sahibi olabilirler. Ya da okuduğu içeriğin neresinde kaldığıyla ilgili zihinlerinde bir yer işareti oluşturabilirler.

Özellikle e-ticaret site ve uygulamalarında sayfalama kullanmak çok iyidir. Çünkü kullanıcıların azımsanmayacak bir kısmı online alışverişini yarıda bırakıp başka bir şeylerle uğraşıp, sonra tekrar geri dönüp alışverişlerine devam ediyor. Bu noktada o kullanıcıyı hızlıca kaldığı noktaya yönlendirebilmek gerekir.

Eksi: Ekstra İşlem

Sayfalamanın en büyük eksisi kullanıcının diğer sayfaya geçmek için, geçiş için gerekli bağlantıyı bulması, tıklaması ve yeni sayfanın yüklenmesi gerekiyor. (düğmeler ile ilgili yazıma ulaşmak için buradan buyurun)

Sayfa geçişlerindeki ekstra işlemden ziyade asıl problem çoğu web sayfası ya da uygulama sayfalarda sınırlı içerik göstermesi. Sayfa başına içerik oranını iyi ayarlanmış olmazsa kullanıcılar çok fazla ekstra tıklama yapmak zorunda kalabilir.

Hangisini ne zaman kullanmalıyız?

Sonsuz kaydırmanın en etkili olduğu yerler, içeriğin kullanıcılar tarafından oluşturulduğu sosyal medya tarzında, akış temelli site ve uygulamalardır.

Sayfalandırma, daha çok bir hedefe yönelik site ve uygulamalarda daha işlevseldir.

Google iki tekniği harmanlamak konusunda çok iyi bir örnektir. Google Görseller, arama sonuçlarını, kullanıcıların metinlere göre daha hızlı tarayabilmeleri sebebiyle sonsuz kaydırmayı kullanır. Fakat normal arama sonuçları metin olduğu için klasik sayfalama tekniği kullanılır.

Sonuç
Sonsuz kaydırma ya da sayfalama tekniklerinden birini seçmeden önce iki tekniğin de artı ve eksilerini tartmalı ve arayüz tasarladığınız ürüne uygunluğunu düşünmelisiniz. UX tasarımı yaparken göz önünde bulundurmanız gereken nokta uygunluk ve işlevsellik.  UI ve UX Tasarımı ile ilgili diğer yazılarımı da okumanızı tavsiye ederim…

0

#ui, #ux
Bir önceki bölümü okuduysanız UI ve UX arasındaki farkları, prototipleme ve wireframe ile ilgili bilgi sahibi olmuşsunuzdur.

Bu bölümde web tasarım teknikleri ve bir web sitesinin bölümleri ile ilgili bilgiler vereceğim.

Web Tasarım

Web sitelerinin ve sayfalarının hem etkileşimlere hem de estetik niteliklere sahip olarak oluşturulması işidir en basit tanımıyla. Web tasarım süreci bir fikirden yola çıkılarak başlayan, grafikleri, içerikleri, kullanıcı alışkanlıklarını içeren bir süreçtir. Aynı zamanda web sitesinin ya da sayfanın arayüz yapısını, işlevselliğini, görünümünü tanımlamak için de kullanılır. Ayrıca içerik üretimi ve yönetimini de web tasarımı içerisine ekleyebiliriz.

Görüldüğü üzere epeyce kapsamlı bir açıklaması var web tasarımın. Bu haliyle bir çok işlem, araştırma ve hatta bilimi içinde barındırır.

– çizim ve kompozisyon

– görsel ve renk

– mantık ve şema

– analiz ve istatistik

– görsel sanatlar

– programlama

– kullanıcı araştırması

– psikoloji

– metin yazarlığı

– kurum kimliği

– pazarlama


Yukarıda yazdığım listeden yola çıkarak başarılı bir web tasarım birbirinden farklı disiplinlerin bir araya gelmesiyle oluşur. Bu haliyle başarıya ulaşmak için bu farklı disiplinlerden uzmanlarla çalışmanın faydası vardır. Tasarımcı bu noktada diğer analiz ve istatistiklerin sonuçlarına göre hareket edecektir.


Anasayfa

Bir web sitesinin en popüler parçasıdır. Kullanıcıların bir web sitesinde olan yolculuğunun başlangıç noktasıdır. Site içeriğindeki önemli noktalara bağlantılar içerir. Bunlara ek olarak, anasayfa, arama alanı, sloganı, karşılama mesajı, önerilen/ öne çıkarılan içerik, kategorizasyon gibi bileşenleri de içerebilir. Olumlu kullanıcı deneyimi için ilk adımdır. Dağınık ve kullanışsız bir anasayfa ne kadar güzel görünürse görünsün, işlevi ne kadar faydalı olursa olsun kullanıcı deneyimini negatif etkileyecektir.

Landing page (açılış sayfası)

Landing page basit olarak kullanıcının hangi sayfada olduğunu anlaması için, kullanıcıyı karşılaması için hazırlanmış ön sayfalardır. Aslında artık kullanılmayan “hoşgeldiniz” sayfalarıdır. Ama artık daha geniş bir anlamı ve amacı olduğunu söyleyebiliriz.

Günümüzde landing page’ler özellikle bir ürün, uygulama, hizmet ya da özellik tanıtımı yapmak amacıyla oluşturulmuş spesifik web siteleri olarak kullanılıyor. Kullanıcının dikkatini o an amaçladığı şeyden uzaklaştırmadan kendini satmaya çalışıyor da diyebiliriz. Özellikle dijital pazarlama kampanyalarında sıkça başvurulan bir yöntem haline geldi landing page. Çoğu uzmana göre, özellikle belirli bir ürün ya da hizmetin pazarlanması ya da tanıtılmasında landing page çok daha verimli bir çözüm.


Responsive (Duyarlı) Tasarım

Responsive tasarım, bir arayüzün kendisini farklı cihaz ve ekran boyutlarına göre ayarlamasıdır. Genellikle cihazlar ve ekranlar arasında içerik ve işlev bakımından bir değişiklik olmaz, yalnızca boyutlandırmalarda değişiklik gerçekleşir. Bir arayüzün farklı cihazlarda ve elranlarda aynı işlevi, aynı faydayı, aynı kullanışlılığı aynı başarıyla sağlaması başarılı bir responsive için en önemli koşuldur.

 

Header

Header, basitçe, bir web sayfasının en üstteki kısmıdır. Sayfaya ilk girişte, daha ilk saniyede, kaydırma yapmadan gördüğünüz şeydir. Bu haliyle epeyce stratejik bir durumu vardır.

Header, genelde “menü” olarak anılsa da aslında çok daha fazla şeye hizmet eder. Marka logosu, sloganı, kurumsal renkleri, sunulan ürün ya da hizmetin özeti sayılabilecek bilgileri, temel iletişim bilgilerini, sosyal medya bağlantılarını, kategorileri, çoklu dil varsa dil değiştiriciyi, arama ve abonelik alanlarını barındırabilir. Tabi bukadar şeyin yanında yine menü de header içerisinde yer alabilir.

Footer

Header’in tersine bir arayüzün en altında bulunur. İşlevsel olarak header’a yakındır. Footer, bir yönüyle header’i destekler niteliktedir. Çünkü; logo, slogan, arama ve abonelik alanlarını, header’dan biraz daha kapsamlı bir dolaşım menüsünü, küçük bir iletişim formunu, bir haritayı barındırabilir.

0

#ui, #ux

Web tasarım sözlüğü – Bölüm 1

Daha öncesinde web tasarım aşamalarıyla ilgili bir çok yazım oldu; fakat sonradan UI ve UX ile ilgili yazmanın hoşuma gittiğini farkettim ve işleri biraz daha ciddileştirmek istedim.

Etraftaki “ben bu işin kralıyım, 27 senedir yui yapıyorum insanları” gibi ekstradan ve boş (çoğu için diyorum) bir özgüvenle yazmak istemiyordum zaten. Bu yüzden yeni yazılar için yeni araştırmalar yapmaya başladım ve bu araştırmalar kendim için de epeyce faydalı oldu.

O sırada da bir açıklamalı web tasarım sözlüğü derlemek gerektiğini düşündüm. Oturup tümünü yazmak yerine bolca örnekli ve açıklamalı bölümler halinde yazmanın daha iyi olacağını düşünüyorum.

Uzunca bir girizgahtan sonra ilk kısma girebiliriz.

web tasarım


UX – User Experience (Kullanıcı deneyimi)

Kullanıcıların, etkileşime girdiği/kullandığı ürünün farklı aşamalarında ya da tümünde sahip olduğu genel tutum ve duygusal geri bildirimdir. Bu kadar kısa şekilde tanımlayabiliriz fakat aslında olduğu şeyi anlatmakta yetersiz kalıyor.

Aslında UX kullanılabilirlik, kullanıcıya sağlanan fayda, kullanıcının ürünü kullanmak istemesi, tercih edilebilirlik, etkileşim yöntemi, sonuç hızı gibi çeşitli temel etkenlerin tamamını barındırır.

Tasarımın ve son aşamada ürünün mantıksal, olağan ya da olağandışı tüm sorunları, sağlayacağı faydalar analiz edilip buna göre tasarlanırsa, son kullanıcının ihtiyacını, hızlı, kolay ve sorunsuz şekilde karşılayabilir. İşte bu sorunsuzluk da kullanıcı tarafındam biraz önce bahsettiğimiz temel etkenlerin tamamının olumlu geri dönüşü anlamına gelecektir. Olumlu kullanıcı deneyimi, kullanıcıları elde tutma konusunda en güçlü etkenlerden biridir.


UX wireframing

Tasarlanan arayüzün şemasını oluşturmadır. Genel yapısıyla, grafik tasarımını yapmadan, arayüzün çalışma yapısını ortaya çıkartırsınız bu aşamada.

Sayfaların bağlantı haritası, bikeşenlerin konumları, etkileşimler gibi bir çok kısmı burada halledebilirsiniz.

Wireframing aşamasında kullanıcı analizleri, rekabet araştırması gibi verileri kullanmanızda fayda var. Elinizdeki verilere dayanarak oluşturulan wireframe sayesinde, ortaya çıkacak ürünün kullanılabilirliği ve işlevselliği üst düzeyde olacaktır.

UI – User Interface – kullanıcı arayüzü

Son kullanıcının ürününüzle etkileşime girdiği yerdir. Wireframe ile belirlediğiniz yapının kullanıma hazır olan halidir. İkili tanın yaparsak, UX ürünün nasıl çalıştığı, UI de nasıl göründüğü ile ilgilenir. Metaforik olarak anlatırsak, UX aşamasında şasisini, koltuk sayısını, bagaj boyutunu gibi özelliklerini belirlediğiniz bir aracın rengini, görünümünü, şeklini verdiğiniz adımdır.

Bu aşamada artık projenizde grafikler, tipografi, renkler, sesler gibi her türlü duyusal öğe bulunmaktadır.

UX ve UI birbirlerini destekler niteliktedirler. UI’deki bu öğelerin kullanıcı deneyimini olumlu ya da olumsuz etkileyeceğini unutmayın.

Prototip

Kelime anlamıyla aynı manaya gelir. Nihai ürün ortaya çıkmadan önce yapılan işlemdir. Özellikle wireframing aşamasında yapılacak prototipleme ürünün doğruları ve yanlışları hakkında bilgi verecektir.

Prototip yapmanın önemi özellikle son birkaç yılda epey arttı. Prototipi yapılmış bir çalışmayı kullanıcıya sunmak özellikle işin başında geri bildirim almak açısından çok önemlidir.

Prototip aslında nihai ürünün bir önceki aşaması olarak düşünülse de bir arayüz tasarımında aslında UX’ten sonra gelir. Prototipleme aşamasında yoğunlaşılan nokta ürünün kullanıcı deneyiminin, işlevlerinin geliştirilmesi açısından kullanışlıdır. Prototip aşamasından sonra UI tasarımına geçilmesi daha sağlıklı olacaktır.

0

#ui, #ux
Bir web tasarım projesine başlamadan önce, tasarım yaptığınız ürünün amacını ve hedef kitlesini tanımlamak hayati önem taşır. Öyle ki tasarımını yaptığınız web sitesi neredeyse 2 milyondan fazla web sitesinin bulunduğu bir ağda yayına girecek ve aralarında farkedilmesi gerek.

Başlamadan önce şu basit soruları cevaplamanız yararınıza olur:

web sitesini kim kullanacak? (hayır. Cevap herkes değil)
– neden kullanacaklar?
– hangi problemi çözmeye yarayacak?
– onları ne tekrar geri getirir? (gelmeleri gerekiyor mu?)
– bu web sitesini özel yapan şey ne?

Bu ve benzeri soruların cevapları web sitesinin türünü belirleyecektir. Bu soruları sormak neden önemli derseniz; kullanıcıların web sitenizden neler bekleyeceğini ve onlara neyi, nasıl vereceğinizi daha iyi anlayacaksınız.

Bu yazımda genel itibariyle web sitesi türleri ile bilgiler vereceğim.

web sitesi türleri

Farklı web sitesi türleri nelerdir?

Temelden girelim. Bir web sitesi kullanıcısına metin, video, ses, görsel vs. de dahil olmak üzere çeşitli içerikler sunan web sayfalarından oluşan, bir alan adına sahip olan ve bir web sunucusunda yayınlanan bir koleksiyondur.

Web sitelerini sınıflandırmaya tabi tutacaksak herkesin söyleyeceği bir şeyler vardır. Kimisi teknik konulardan ayırır, kimisi kullanıcı kitlesine göre… Bir sürü farklı sınıflandırma yapabiliriz.

Ben bu yazıda işleve, içeriğe ve tasarıma göre sınıflandıracağım.


İçeriğe göre;

Düzen ve içerik olarak varolan tüm web siteleri iki ana gruba ayırabiliriz; statik ve dinamik siteler.

Statik web siteleri; en temel web siteleridir. Çoğu zaman içeriği değişmez ve kullanıcılar da içerik değişikliğine katkıda bulunmazlar. Adı üstünde statik yani sabit web sitelerdir. Kullanıcı etkileşiminden ziyade belirli bir konu, kişi ya da şirket ile ilgili bilgi verme amacıyla yapılırlar.

Dinamik web siteleri; içeriği düzenli olarak güncellenen sitelerdir. Dinamik web sitelerinde güncellemeler çok fazla şeye göre değişir. Örneğin bir e-ticaret sitesi düşünün. Bu siteye her girişinizde başka şeyler görürsünüz. Hatta arama/satın alma geçmişinize göre, yaşınıza, mevsime ve daha bir sürü etkene göre içerik değişime uğrar. Ya da kullanıcı direkt olarak içeriğe katkı sağlayabilir, değiştirebilir hatta bazı durumlarda içeriği kaldırabilir. Bu durumda web sitesi tüm bunlara uyum sağlayabilmelidir.

web sitesi türleri

Amaç ve işleve göre;

Kişisel web sitesi, kişiyi bir amaçla tanıtan web siteleridir. Bu bir yazar olabilir, tasarımcının portföy sitesi ya da yazılımcı blogu olabilir.


Kurumsal web siteleri,
şirketi tanıtmayı amaçlayan web siteleridir. Şirketin verdiği hizmetle, ürünle ilgili bilgileri, iletişim, kurum kültürü, çalışanlar, çalışma saatleri gibi şirket ile ilgili bilinmesi gerekenleri içerir.


E-ticaret web siteleri,
ana amaçları ürün satmak olan sitelerdir. Kullanıcılar fiziksel bir mağazaya gitmesine gerek kalmadan ürünlerle ilgili görsellere, yorumlara ulaşabilir ve onları satın alabilir.


Stok siteler,
kullanıcıların müzik, fotoğraf, grafik gibi çeşitli içerikleri paylaşmalarına ya da içeriği ücretli ya da ücretsiz şekilde kullanabilecekleri sitelerdir.


Eğitim web siteleri,
bilgilendirici içerikler barındıran sitelerdir. Ansiklopedi, kütühanr, çevrimiçi dersler, müzeler, galeriler gibi.


Katalog siteleri,
temel olarak belirli bir alan ya da konu ile ilgili düzenlenmiş verilerin listelendiği web siteleridir. Örneğin İstanbul’da grafik tasarım dersi veren okulların listelendiği bir web sitesi.


Video akış siteleri,
çevrimiçi TV yayını ya da streaming platformları gibi tamamen videodan oluşan web siteleridir.


Kitlesel fonlama web siteleri,
bir yardım ya da yatırım amacıyla para toplamayı hedefleyen web siteleridir.


Sosyal web siteleri,
insanların fikir alışverişinde bulunabilecekleri, paylaşım yapabilecekleri bir platform amacına sahip sitelerdir. Sosyal web sitelerinin içeriği genellikle kullanıcılar tarafından oluşturulur.


Haber siteleri,
bir tür çevrimiçi dergi veya gazetedir. Amaçları, kullanıcıları en son haberler ve olaylar hakkında bilgilendirmektir.




Uyumluluğa göre;

Artık insanlar mümkün olduğunca cep telefonu ya da tablet kullanıyorlar. Hal böyle olunca web siteleri de bu mobil dönüşüme uymak zorunda.

Statik web sitesi,
cihaz ne olursa olsun sadece tasarlandığı şekliyle görüntülenir ve kendini optimize etmez. Bir akıllı telefonda statik bir masaüstü web sitesi açtığınızda içeriği düzgünce görüntüleyebilme şansınız oldukça azdır. Aramaların %50den fazlasının mobil cihazlardan yapıldığını düşünürsek statik bir web sitesi sahibi olmak mantıklı değil.

Akışkan (fluid) web sitesi,
görüntülendiği aygıta bakmaksızın yalnızca ekran boyutuna göre elementlerin sayfa içerisinde hareket etmeleriyle oluşan web siteleridir. Site içerisindeki elementler her cihazda aynı oranda yer kaplamaya devam ederler.

Responsive web siteleri,
tamamen uyum sağlamak ve hatta şekil almak üzerine kuruludur. Çeşitli cihazlarsa çeşitli haller alabilirler. Responsive bir web sitesi, akıllı telefon ve masaüstü tarayıcısında aynı görünmeyebilirler; fakat içerikleri tamamen aynı ve tektir. Cihazlara özel uyum sağlaması, etkileşimi her platform için daha kullanışlı hale getirir. Responsive için en kullanıcı dostu yöntem diyebiliriz.

Sonuç:

Web sitesi türleri hakkında genel bilgiler vermeye çalıştık. Genel hatlarıyla bildiğiniz bu web sitesi türleri, size, tasarım projenizde göz önünde bulundurmanız gereken noktalar konusunda bir yol haritası çizecektir. (En azından kroki olarak) İlerleyen zamanda bu türlerle ilgili daha detaylı yazılar yazacağım.

0

#ux
Splash screen (yükleme ekranı) nedir? Splash screen tasarımı nasıl yapılır?
Splash screen kullanıcıların bir aplikasyonu başlattıklarında, uygulamanın adını, logosunu ya da bir görseli gördükleri, karşılarına çıkan ilk ekrandır. Bu splash screen aplikasyon verilerinin yüklenmesi için gereken süre boyunca görünecektir. İşte tam da bu yüzden splash screen tasarımı çok önemlidir. İyi bir ilk izlenim yaratmada splash screen tasarımının rolü İnsan ilişkilerinde olduğu gibi, yaptığınız tasarımın sevilip sevilmemesi de çok büyük oranda ilk izlenime bağlı denebilir. Kullanıcı, ilk izleniminden hemen sonra kalmak ya da gitmek arasında bir tercih yapacaktır. Splash screen’de bekleme süresinin fazla olması çoğu zaman kullanıcının gitmesi için yeterli bir sebeptir. Mükemmel bşr dünyada yükleme süresi olabildiğince kısa olmalıdır. Fakat özellikle ülkemizde mükemmel bağlantı hızları olmadığı malum. Böyle bir durumda splash screen’de bekleme süresini kısa tutmak bizim elimizde olan bir şey değil. Bu durumda ne yapmalı?

“Süreyi kısaltamıyorsak, onu keyifli hale getirmemiz gerekiyor.”

Splash screen kullanmaktaki asıl amaç kullanıcıların dikkatini başka bir yöne çekip, beklediklerini unutturmaktır. Örneğin uygulamanın içeriğiyle ilintili bir animasyon kullanabilirsiniz:


 

 

 
Ya da daha soyut şeyler kullanabilirsiniz:


Eğer uygulamanızın yükleme süresi genelde 10 saniyeden fazla sürüyorsa, yükleme işleminin devam ettiğini belirten bir gösterge koyabilirsiniz. Böylece biraz önceki tekrar eden animasyonun sıkıcı olmaya başlamasının da, yeni bir dikkat dağıtıcıyla, önüne geçmiş olursunuz. Belirsiz beklemeler yerine, ilerlemeyi görebildikleri yüklemelerde kullanıcıların vazgeçme eşiği yükselecektir.

0

#ui, #ux
Uzunca süredir arayüz tasarımı yapıyorum. Yaptıkça daha da sevdim. Sonra farkettim ki mevzu Türkiye’de (neredeyse her şey gibi) yanlış anlaşılıyor. Uzunca süredir de bir şeyler yazmayınca bu meseleden bahsedeyim istedim. O zaman bir soruyla başlıyorum; nedir bu UI/UX meselesi?

ui ux nedir

Görsel: pexels.com

Bilgisayarlar ilk ortaya çıktığında, yalnızca kod yazmayı bilen kişiler kullanabiliyordu. Geliştiricilerin daha kullanıcı dostu bilgisayarlar yapmalar gerekiyordu bu yüzden. Önce bir grafik arayüzü (GUI) fikri çıktı ve hemen pencereler oluşturuldu, menüler eklendi, simgeler, yazılar vesaire dahil oldu işin içine. Sonrasında herkesin daha kolay bilgisayar kullanması sağlanmış oldu ve o günlerden bu günlere geldik…

UI UX nedir?
UI/UX bizde daha çok web siteleri için bahsediliyor olsa da aslında o kadar dar bir alan değil. Bugün arabanızdan, evdeki buzdolabınıza kadar her yerde bir ekran bulunuyor ve bu ekranda da bazı görüntüler var. Menüler, seçenekler, animasyonlar, ıvır zıvır bir sürü şey… Bu kadar geniş bir yelpazede kullanılan bu kavramların, sadece web sitesi ya da mobil uygulamaya indirgenmesi çok yanlış. Hele ki artık, “bütünsel deneyim”den bahsettiğimiz bugünlerde…

UI nedir?
Bir sürü kişi buna şaşırabilir; ama UI ve UX aslında aynı şey değil. UX’i birazdan açıklayacağım, önce UI’den bahsedeyim. UI dediğimiz şey (user interface, kullanıcı arabirimi, arayüz… Artık hangisini tercih ederseniz) insanların kullandıkları elranlardaki görselliktir. Renk paleti, butonların şekli, gölgelendirme, tipografi gibi bir çok şeyi bünyesinde barındırır. İnsanların gördükleri şeyin güzel olup olmadığını belirler UI. Tamamen tasarımcı işidir. Daha sonraki yazılarımda zaten derinlemesine anlatacağım UI’yi o yüzden şimdi UX’e geçiyorum. UX (kullanıcı deneyimi) arayüzün nasıl olmayı gerektiğiyle ilgilenir. Kullanıcı davranışlarını analiz eder ve sonuçlara göre şekillendirir tasarımı. Odak noktası, çok basit bir özetle, neyin nerde olması gerektiğidir. Örneğin; gazetelerin sağ sayfalarındaki ilanlar bir zamanlar daha pahalıydı. Bu fark, gazeteyi okuyan kişinin sayfaları soldan sağa çevirirken, önce sağ sayfadaki ilanı görmesinden kaynaklanıyordu. Kullanıcının önce sağ sayfayı gördüğünün bilgisi bir kullanıcı deneyimidir. Bir haliyle aslında UX sosyologlar, psikologlar tarafından yapılsa tam verim alınabilir. Özet ve karizmatik bir tanım yaparak bitirmek gerekirse; UI bir arayüzün nasıl olduğu, UX ise nasıl olması gerektiğidir.
0