Your address will show here +12 34 56 78
#kötüiş

Yeni bir dil oluşturmak riskli bir iştir, tutmayabilir. O yüzden markalar buna genelde pek yanaşmazlar. Haklı sebepleri vardır; ama bazen marka risk alır ve yeni bir dil oluşturmak için kolları sıvar. Hele ki büyük bir markaysa, ( mesela Pizza Hut ) en az 20 30 kişi bunun üzerinde direkt olarak uğraşmasa bike bir şekilde işin içine girer. Hatta bu sayıyı abartıp 100 bile diyebiliriz. (Abartmak bizim sektörün en büyük silahıdır.)

0

#kötüiş
Evet, ülkenin en iyi tasarlanmış logolarından biri olan Metro İstanbul logosu değişti. Dünyanın en gereksiz, hareketiydi bence. Hele ki üstüne hiçbir şey katmayıp aksine aşağı çekiyorsan bence hiç yapmayın bu işi arkadaş! Türkiye’de logo mevzuları son birkaç yıldır epeyce sıkıntılı. Flat trendinden sonra markalarda anlamsız bir logo yenileme sevdası çıkmıştı ortaya. İğrenç logolar çıktı piyasaya. Sonra neyse bir düzelir gibi oldu; ama baktık ki onlar da çakma mal! Avea’dan başlayan çakma dalgasını durduramıyoruz. Önüne gelen (gerçi bu çakmaların %90’ı aynı ajanstan çıkıyor ne hikmetse) çakıyor. Utanmadan arlanmadan yapıyorlar.   metro istanbul logosu   Gelelim yeni Metro İstanbul logosuna; yeni logo kötü değil. Güzel bir logo. Çünkü kötü olsa aynı minvalde logoyu Sofia Metrosu da kullanmazdı mesela. E iyi de metroyu da “M” harfi ve aşağıda olmasından kaynaklı “Aşağı Ok” ile gösteremeyecek miyiz yani illa çakma mı olacak yani diye sorabilir insanlar; e iyi de bu saydıkların zaten eski logoda vardı. Belki de bu anlamda ilk senin logon vardı. Dünya metroları arasında da en afilisiydi hatta eski logo. Bütün ülke birleşebilirdik bu logonun güzel olduğunda. Birlik beraberliğimizi sağlayabilirdi resmen öyle güzel logoydu.   metro istanbul logosu  

Sonuç

Bence yeni bir logoya hiç gerek yoktu. Eğer gerek vardıysa da bu şekilde bir logoya gerek yoktu. Nasıl bir logo olmalı diye sorarsanız da eski logo gibi olmalıydı bu kadar netim bu konuda. Google’a “M Letter Logo” ya da “M Arrow Logo” yazınca karşılaşabileceğiniz logolar bunlar. Hatta gerçekten de seçilmeyen logoları görmek isterseniz bunları aratın internette. Seçilen logo buysa kuvvetle muhtemel seçilmeyenler de oradadır. Şimdi sizleri arama yaparak bulduğum logolar ile başbaşa bırakıyorum; metro istanbul logosu   metro istanbul logosu   metro istanbul logosu
0

#kötüiş, #tasarım
Kurumsallık iyidir. Dallara ayırılmış bir organizasyondaki kişilerin benzer şeyler giymesi, benim için hazırladığım kurumsal kimlik çalışmalarında olmazsa olmaz kalemlerden biridir. Milli Takımlar için tek tip kıyafet yapıldığının haberini alınca pek bir sevindim bu yüzden. Ülkenin en büyük organizasyonlarından olan Milli Takımlar’ın tek tip kıyafet giymeleri inanılmaz bir kurumsallık gösterisi benim gözümde. (Aranızda ne o öyle herkes aynı diyenler çıkabilir; ama ben seviyorum ne yapayım?) Radikal‘de gördüğüm haberde bu yeni tip kıyafetlerin görselleri de paylaşılmıştı. Gördüğümde gerçekten inanamadım. Bu kıyafetler için iki yıldır çalışıldığı söyleniyor. Bu iki yıl çalışanlar kim acaba? Madem iki yıl gibi uzun bir süreniz vardı neden çalışmadınız? Bu resmen alevli şort!  Tamam alevli şort demesek bile, sanayide Şahin’in yan tarafına alev çiz desen bunu yapıyor zaten. Acaba bakanlık bu alevli konsepti seçerken, alevli şort, modifiye şahin gibi Türk değerlerine mi atıfta bulunuyor? Alın yeni kıyafetler bunlarmış, siz karar verin; alevli şort alevli şort alevli şort
0

#kötüiş, #makale
Resmen sitenin ilk sıcağı sıcağına yazısını şu an yazıyorum; ama hakediyor! Basılı bir mecra olsaydı şu an baskıyı durdurmuş, Dacia reklamı diye yapılan bu “şeyi” acilinden baskıya hazırlıyordum. Yalan yok! Az önce adamlaryapiyor.com‘da gördüm işi. Orada da yazar haklı olarak bayağı bir sinirlenmişti; ama elde mi sinirlenmemek?! Onun söylediklerini tekrar etmeyeceğim burada. Ortaya çıkan bu işin neden ve nasıl yapıldığını anlamaya çalışacağım sadece. Benim için de aydınlatıcı olacak çünkü. Biraz da atıp tutacağım elbette. İyi seyirler. Müşteri dediğin insan ajanstan gelen hiçbir işi ilk seferinde kabul etmez. Bunu bir kere kabullenelim. İlla ki orasına burasına müdahale eder. Çünkü para verdiğinden falan değil, tamamen ajans ile iletişimde olan “marka bilmemnesi”nin iş bittikten sonra “işi ben yaptım zaten. söyledim yaptılar” hayaline kapılma sevdasıdır. Bu kadar net! Şimdi bu “marka bilmemnesi” beyaz yakalı insanların, o çok bildikleri pazarlama falanları, marketing araştırmaları, marka hedeflemeleri, kitleler, a grupları b grupları, cartları curtları var. Bu kadar şeye uymazsa değil tv/internet reklamı, kartvizit dahi onay alamaz. Buraya kadar tamam değil mi? Şimdi ajans dediğimiz şey de işin güzel gözükmesini, yaratıcı olmasını, ses getirmesini ister. Neden? Çünkü çirkin iş yapan birine iş vermezsiniz değil mi? Yaaa.. İki tarafı da anladığımıza göre soruyorum; Nedir abi bu Dacia reklamı peki? Hangi taraftan tutsan elde kalıyor. İnanıyorum ki bu işte müşteri tarafının payı çok azdır. Bu tamamen ajansın işi bence. Süslenmiş püslenmiş satılmış! Bu kadar net! Eskiden kötü reklamın müşteri yüzünden olduğunu söylerdim. Ne zaman ki sektörün içine girip bokunu püsürünü gördüm o zaman işler değişti. Evet müşteri yüzünden kötü iş çıkıyor; ama ajansların kötü işleri? İsimleri acayip İngilizce olan bu “creative agency”ler bu kötü işleri nasıl çıkartabiliyor? Cevap basit; para! Para ya para!! Müşteriden gelen bütçe değil. “Büyük müşteri” dediğin zaten bir şekilde o parayı harcayacak. Onun kaçışı yok. Prodüksiyondan kıssa, gösterime aktaracak. O para harcanacak aga! Burada mevzu işin asıl insanlarında bitiyor. Az paraya adam çalıştırma derdinde her ajans. Bunun kaçarı yok! Hakkını kazanan “reklam emekçisi” bu Türkiye’de çok azdır. Bu şartlarla da “kalifiye adamlar” ya bu işleri bırakıyor ya da ortama ayak uydurup 3 kuruşa 3 köfte mantığıyla hareket ediyor. Patronlar yeterki az para vereyim derdinde. Bunu bilin! Öyle de olunca kalifiye değil ucuz eleman çalıştırıyor. Anlayacağınız sektör boka batmış durumda. Kötü işler çıkması çok normal aslında böyle bir ortamda; ama son bir iki yıldır görüyoruz ki aylık ücretleri miktarla değil külçe altınla ödenen o “dünya devi” ajanslardan kötü hatta çakma işler çıkıyor. Çünkü yine söylediğim gibi amaç iyi iş yapmak değil iyi para kazanmak. Yine Dacia reklamına dönersek; Böylesi bir ortamda, anlaşılacağı üzere 3 kuruşa çalışan “reklam emekçisi” kendisini işine vermiyor. Müşteri desen zaten para ödedim istediğimi yaptırırım kafasında. Bu ikisi birleşince (benim tahminim bu; ama öyle olduğuna neredeyse eminim) ortaya şöyle bir şey çıkıyor: Abi elimizde parasını ödediğimiz, imzasını attırdığımız iki tane komedi oyuncusu var. Bunlar zaten, işleri güldürmek ya, her yola gelirler. Dans ederler, şarkı söylerler, kılık değiştirirler. Oooooh! Miss!! O zaman ne yapalım; bir pikniğe gitsin bunlar bakalım. Efendim bir sahilde koşsunlar. Yetmedi düğün derneğe gidilsin. Efendime söyleyeyim e hadi podyuma da çıksınlar. Yetmezmiş gibi Dacia aşkına şarkı yazsın söylesinler. Eee sonra? İşte şu an o sonradayız. Bitti yani. Tamam. Ne yazık ki ben de sayfamda paylaşarak video görüntülenmelerine ortak olacağım; ama yapacak bir şey yok. Videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz;
1

#kötüiş, #makale
Sorduğumuz soru çok açık; Reklam yanlış yapılabilir mi? Üstüne bu kadar kafa patlatılan, uğraşılan, alternatifler arasından ince eleyip sık dokunarak seçilen bir iş yanlış olabilir mi? Cevabı açık: Evet! Reklam dediğin tabi ki insanların ilgisini çekecek, onları ikinci defa baktırtacak, işin sonunda da sizin istediğiniz ürünü istemesini sağlayacak. Her reklam veren de bunları bildiği(?) için, daha doğrusu para harcadığı için, reklam ses getirsin, her yerde konuşulsun, bakınca şööööyle bir gururlansın, verdiği paraya değsin istiyor. Buna söyleyecek sözüm yok. Sorun şu ki; reklamveren için reklamın içeriği o kadar da önemli olmuyor. Üstüne düşünmüyor. Bugüne kadar çalıştığım tüm reklam verenlerin neredeyse tamamı slogan vurucu olsun da ne olursa olsun diye bakıyor. Bunu KOBİ’si de yapıyor büyük holdingi de! Hal böyle olunca ortaya, bazı zamanlar işte aşağıdaki gibi bir iş çıkıyor. yanlış reklam Uygulama iyi mi? İyi. Markaya uygun mu? Uygun Ses getirdi mi? Getirdi. Sosyal Medya’da yayıldı mı? Yayıldı. Fikir esprili mi? Esprili. Fakat!! Reklam dediğin öyle her coğrafyada aynı etkiyi yaratmıyor işte. Maden kazalarından canı çokça yanmış bir coğrafyada bu tarz reklamlar olsa da olmuyor.  
0