Your address will show here +12 34 56 78
#makale
Uzun süredir reklam sektörünün içinde olan biriyim. Profesyonel olarak bu işi yapmaya başlamamsa (yani bundan gerçek anlamda para kazanmaya başlamamdan bahsediyorum) 3 yıl falan oluyor. Ondan öncesi ya eğlencesine bir şeyler yaparak ya da amiyane tabirle sigara parasına iş yaparak geçiyordu. O amatör zamanları özlüyorum, çünkü aşırı derecede özgür olabiliyorsun, revize almıyorsun, alsan da zaten şunu da yazalım seviyesinde oluyor. En önemlisi de iş yaptığın müşteri tarafında ve ajansta bir beyaz yakalı yok! Bugüne kadar çalıştığım firmalarla, iletişimde olduğum tüm marka müdürleri/yöneticileri/sorumluları ve (en havalı şekilde söylemeniz gerekiyor bunu) ajans başkanları her zaman aynı şeyleri yaptılar. İster bakkal olsun, ister çok uluslu şirket, eğer müşteri ve ajans tarafında bir “marka bilmemnesi” ve ajans başkanı varsa anlayın ki işiniz zor! Önceden de bu konuya değinmiştim zaten. Beyaz yakalı insan, ajansların en büyük düşmanıdır. Hepsi öyle değildir belki; fakat gerek deneyimlerim gerekse sektördeki insanlardan duyduklarımdan sonra çıkan sonuç bu. Kendi yaşadığım bir örneği anlatmak istiyorum; X markası için bir dergi ilanı hazırlanacak. İlanın ilk hali hazırlanıp Marka Bilmemnesi’ne yollandı. İlan, markanın kurumsal kimliğine uygun, her şey yerli yerinde ve oranlı, tipografi güzel, ürünler ön planda, slogan etkili… Onaylanmaması için hiçbir sebep yok. Fakat Marka Bilmemnesi’nin gönderdiği “Çok güzel olmuş; ama birkaç değişiklik istiyoruz…” ile başlayan maili sonrasında bir dizi değişiklikle beraber ürünü de değiştirdik ve yolladık. Ertesi gün şirket ortaklarının birinden toplu bir mail aldık. “İlan hazırlarken X markasının tasarımları A kişisinden geçsin. Yanlış ürün kullanılıyor!” Beyaz Yakalı Marka Bilmemnesi, kendi değiştirttiği ürünün yanlış olduğu anlaşılınca, kafadan kendi şirket yöneticisine şikayette bulunuyor ajans hakkında. Şirket yöneticisi de ajans başkanını arayıp “doğru iş yapmayacaksanız bırakırız” diyor. İlanı yapan kim? Ben. Ajans başkanı da gelip tabi yanlış yapıldığı için bana parlıyor. Mail arşivini açıp revizyonu gösteriyorum, bu örnekteki o üç beyaz yakalı da sus pus oluyor. beyaz yakalı Marka Bilmemnesi’nin aklında ne geçiyordu anlamıyorum. Anlık olarak durumu kurtardığını düşünüyor olabilir; fakat başkasına yıkmak işi? 10 saniyede çözülebilecek bir işin iki şirket arasında anlaşmanın bozulmasına sebebiyet verme ihtimali? Bunlar hep soru işareti. Nedenini hala daha bilmiyorum bu olayın; fakat asıl dikkat çekmek istediğim, hikayedeki üç beyaz yakalının da problemi çözmek yerine daha büyümesini sağlaması. Bu neredeyse hep böyle oldu. Çevremdeki beyaz yakalı arkadaşlarımda duyduklarım da hep bu yönde. Birkaç beyaz yakalı bir araya gelince kaos oluşuyor! Herkes astından/üstünden rahatsız. Herkes birbirini işleri yokuşa sürmekle suçluyor. Hırs ve aç gözlülük arşa ulaşmış durumda. Fikir ve proje hırsızlığı, ispiyon, kuyu kazma artık sıradan şeyler halini almış. Dürüstlük artık o kadar da büyük bir erdem değil! Demek ki bir problem var! Bunu ben burada derinlemesine analiz edebilecek bilgiye sahip değilim. Çünkü amiyane tabirle bir plaza çocuğu değilim. Ben yalnızca beyaz yakalıların bizim sektöre etkisini anlatabilirim; fakat tahmin ettiğim şeyler var tabi. Gel gelelim bunları burada uzun uzadıya anlatarak “sosyolojik tespit kasmak” gibi bir niyetim yok. Sektör ve Beyaz Yakalı ilişkisini anlatacağım bir dizi yazının ilk bölümünü burada sonlandırıyorum. İkinci bölüm olan “Beyaz Yakalılar Ne Zaman Reklamcı Oldu?” yakında yayınlanacak.
1